Kadıköy Escort

arama

Türk Yurdu Kıbrıs

  • paylaş
  • paylaş
  • Gamze Yaylagül Gamze Yaylagül
  • Beğen
    Loading...

Kıbrıs adı İbranice  ”Kapher” sözcüğünden gelir. ”Kına Çiçeği” ya da ”Aşk İlahesi Kipris”ten geldiğine dair rivayetler vardır. Adanın coğrafi konumu oldukça önemlidir. Bu bakımdan birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

   Osmanlı Devleti hakimiyetine II. Selim döneminde geçecektir. Kıbrıs’taki Müslüman-Türk nufüsu arttırmak amacıyla Adaya mecburi göç yaptırılacaktır. Göç edenler bugünkü Kıbrıslı Türklerin atalarıdır. Ardından 1877-78 Rus Savaşı’ndan sonra imzalanan Yeşilköy Antlaşması ile Ada, Mülkiyeti Osmanlı Devleti’nde kalmak üzere İngiltere’ye kiraya verilecektir. Bu dönem adadaki Türklerin Rumlar karşısında her bakımdan zorlandığı dönemdir. Daha sonra İngiltere, I. Dünya Savaşı’nda kira sözleşmesini feshederek Adayı ilhak edecektir.

7 Mart 1953 tarihinde Makarios’un siyasi liderliğinde, George Gricas’ın askeri liderliğinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılmasını isteyenler ”EOKA” örgütünü kurdular ve kanlı eylemler gerçekleştirdiler. Bunun üzerine bu şiddet hareketi karşısında Kıbrıs Türk Halkınca oluşturulan Karaçete, Volkan ve 9 Eylül direniş teşkilatları birleştirilecek ve Rauf Raif Denktaş, Dr. Burhan Nalbantoğlu liderliğinde,Türk Mukavemet teşkilatı kurulacaktır. TMT,  Kıbrıs’ı her türlü saldırıya karşı yokluklar içinde savunmuş, Yunanistan’a ilhakını önlemiştir.

   Türklerin karşı koyuşları İngilizleri zora sokmuş, self-determinasyon yolu ile Enosis’i her iki halka da uygulayacağını söylemek zorunda kalmıştır.  Başlarda İngiltere, Yunanistan ve Rum kesimi Kıbrıs’ta Türklere karşı birlikte hareket etmekte, İngilizler her türlü yardımı yapmaktaydı. Daha sonra Makarois Kıbrıs’ı Yunanistan’a katma planını iki aşamalı uygulayacak bunlardan ilki adadaki İngilizleri yok etmek olacaktır. Henüz birlikte hareket ettikleri dönemde Türk direnişi karşısında nihayet, Kıbrıs Cumhuriyeti Türkiye ve Yunan Hükümetleri temsilcilerinin bulunduğu Londra, Zürih Antlaşmalarına uygun olarak 16 Ağustos 1960’da kuruldu.[1] Cumhuriyette Cumhurbaşkanının Rum, yardımcısının Türk olmasına karar verildi.  Ancak istisnasız her konuda anlaşmazlıklar yaşandı. EOKA  ”Akritos Planı” denilen bir planla adadaki bütün Türkleri bir gecede yok etmeyi amaçlayan planı uygulamaya koyar ve çok sayıda Türk öldürülür. Türkiye’nin müdahalesi ile plan durdurulur ve kurulan cumhuriyet yıkılır. Yerini Güney Kıbrıs Rum Yönetimi alır.

   1 Ocak 1964 günü Makarios 1960 anlaşmalarını feshettiğini söyleyerek adada katliamlara başlayacaktı. Türkiye garantör devlet sıfatıyla müdahale etmek istese de ABD Başkanı Johson mektup yollayarak önlemiştir. Daha sonra ABD’nin önerisiyle, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere BM arabulucusu Tuomioja’nın nezaretinde ve Acheson arabuluculuğunda Cenevre’de bir araya geldiler. Fakat davet edilen Makarios gelmedi. Burada alınan karara göre: Mağosa’nın kuzeyindeki Boğaz ile Kıbrıs’ın Kuzey kıyılarındaki Akuntu geçiti arasında çizilen çizginin doğusunda Karpas Yarımadası’nın Türkiye’ye münhasır egemenliğe bırakılacağı, Türklerin çoğunlukta olduğu birkaç bölgenin özerklik sağlanacağı, Ada Türklerinin Lausanne’da Yunanistan’daki Müslümanlara tanınmış azınlık haklarından yararlanacağı, Meis Adası’nın Türkiye’ye verileceği belirtilmiştir.[2]  Bu plan Makarois tarafından reddedildi. Daha sonraki toplantıda Adanın bir bölümü Türkiye’ye 50 yıllığına kiralama kararı alınınca bu defa da Türkiye kabul etmedi.  Bunun üzerine Cenevre Konferansı dağıldı.

   Bu arada Rum ve Yunan Birlikleri 5 Ağustos 1964 yılında Erenköy’e saldırı düzenledi. Türkiye de 9 Ağustos’ta sınırlı bir hava harekatı düzenleyerek, toplu katliamı önlediler. 8 Ağustos 1964 tarihinde uçaksavar ateşi ile uçağı düşürülen kahraman Türk Savaş Pilotu Yüzbaşı Cengiz Topel hiçbir yara almadan Rumlara esir düşmüş, fakat daha sonra yapılan Rum- Yunan işkenceleri sonucunda şehit olmuştur. Adadaki Rumlar, Yunanistan’dan süreki yardım alırken, Türkiye kısıtlamalar ve uluslararası antlaşmalar sebebiyle sınırları zorluyor, yeterli yardımda bulunamıyordu. Rumların katliamları hız kesmeden kadın, çocuk, yaşlı demeden devam ederken, 1964’ten beri adaya girişi yasak olan Rauf Denktaş’ın 31 Ekim 1967’de gizlice adaya girişi diplomatik bir kriz yaratmıştı. Rumlar 15 Kasım 1967’e tekrar saldırıda bulundular ve Geçitkale ve Boğaziçi köylerine yapılan saldırılarda 23 Kıbrıslı Türk kurşuna dizilerek ve yakılarak şehit edilmiştir.

   Rauf Denktaş anılarında Rumların adaya Yunan askeri getirme meselesini şöyle anlatacaktır: ” Rumların Adaya Yunan askeri çıkarmalarının teyit edilmesi üzerine Uthant’a giderek yine acı acı şikayette bulunduk.U’thant kalın camı gözlüklerinin arkasından bizi dalgın dalgın dinledi. Birkaç kez ‘I see, I see’ dedi. Hayal kırıklığı içinde yanından ayrıldık. Bizi asansöre kadar getiren Ralp Bunche koluma girerek beni bir kenara çekti ve ‘Genel Sekreter  hiçbir hükümete şunu yap, bunu yapma demez.  Bunu biliniz ve elinizde  ise, yapabilirseniz siz de Türkiye’den asker getiriniz.’ dedi. Bir ‘reel politik’ dersi daha aldık.”[3]

   Rumların saldırı düzenlediği 15 Kasım 1967 gecesi Ankara’da Bakanlar Kurulu toplandı. Süleyman  Demirel Adaya müdahale kararını açıkladı.[4] Bunun üzerine ABD araya girerek, işgal edilen Türk köylerinin boşaltılması, tazminat ödenmesi, Türk bölgeleri etrafındaki kuşatmaların kaldırılması, Adaya gizlice giren Yunan tümeninin geri çekilmesi karşılığında müdahaledden vezgeçilmiştir. Rauf Denktaş bu meseleyi hatıralarında şöyle anlatmaktadır: ” 1963-67 yıllarına kadar Türkiye müdahale hakkını kullanacak hazırlıkta değildi. 1967’de Geçitkale- Boğaziçi katliamı karşısında Demirel Hükümetinin ciddi bir şekilde ‘geliyoruz’ demesi ve bu yönde elle tutulur, gözle görülür hazırlığı karşısında Makarios ‘pes’ diyecekti.”[5]

   ABD, iki NATO üyesi Yunanistan ve Türkiye’nin savaşa girmesini engellemek ve statükoyu korumaktan başka bir hedefe sahip değildi Barış çabası içine girme sebebi hazırlıklı olmaması ve iki devletin de NATO üyesi olmasıydı. 30 Kasım 1967 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan antlaşma ile BM diplomasisi en azından ”Şimdilik”  Doğu Akdeniz’de çıkabilecek bir krizi çözdü.[6]

   1963-74 tarihleri arasındaki dönemde yer yer dış baskılarla Rum kesimi saldırılarına ara verse de, bu dönem içinde büyük ölçüde can ve mal kaybına uğrayan Türkler, ikinci kez göç etmek zorunda kalmıştır. Bu sırada Yunan askeri rejiminin Kıbrıs’taki temsilcileri Makarios’u devirmiştir. Kısa bir süreliğine sağlanan sukünet böylece bozulur.

   Makarios’a darbe yapıldığı Türkiye’de  15 Temmuz günü kırmızı bir kağıdın üzerine ”Çok Gizli” damgasıyla Kıbrıs-Yunanistan Dairesi Başkanı Ecmel Barutçu’ya uzatılan şüpheli kağıtla öğrenilmişti. Kağıtta şunlar yazılıydı:”Bugün 8.30 civarında Makarios’a karşı bir darbe olduğu öğrenilmiştir. Başpiskoposun sarayının etrafında ateş sesleri gelmektedir. -T.C. Lefkoşa Büyükelçiliğine.”[7]  Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için yapılan darbenin, garantör devletlerin ortak müdahaleye yanaşmaması üzerine Türkiye, 20 Temmuz 1974’te adaya asker çıkarmaya hazırlanacaktır.

 Bakanlar Kurulu ve devlet erkanınca yaşanan uzun tartışmaların ardından Makarois’e darbe yapılmasının verdiği müsait ortamda Türkiye Kıbrıs’a müdahaleye karar veriliyor.  16 Temmuz günü Genelkurmay’da planlar değişiyordu. Bir Kuvvet Komutanı planların değiştiği dört saatlik toplantıyı şöyle anlatıyor: ” İlk defa Türk ordusu açık bir savaş emri alıyordu. Ecevit bir kere bile naasıl yapacağımızı, kaç kişi çıkaracağımızı, nereden çıkaracağımızı sormadı. Masaya oturduğu ilk günden itibaren orduya güvendiğini ve başaracağımıza emin olduğu hissini verdi. Planlara karışmadan sadece siyasi kararları bildirmekle yetindi. Planlar 1967’de yapılmış, sonra gözden geçirilmişti. Her mevsime her duruma göre her şeyi yeniden gözden geçirmek gerekiyordu.” [8]  Hazırlanan plan ‘baskın’ niteliğindeydi.  Çıkarma yapılacak yerler değiştirilmişti. Değiştirilmesi Türkiye’nin faydasına olmuştu,zira Rumlar çıkarma merkezlerini öğrenmişlerdi.

   Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit, 20 Temmuz sabahı radyoda yaptığı konuşmada ”Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a indirme ve çıkarma harekatı başlamış bulunuyor. Allah milletimize ve bütün Kıbrıslılara ve insanlığa hayırlı etsin. Bu şekilde insanlığa ve barışa büyük hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaaz ve kanlı bir çatışma olmaz. Biz aslında savaş için değil, barış için yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için gidiyoruz.” açıklamasını yaparak harekatın başladığını ilan edecektir.[9]

   Rauf Denktaş harekat haberini almış, beklemediği bu haber karşısında ne yapacağını bilememiştir. Aynı gün Rauf Denktaş da radyoda Kıbrıs Türk halkına bir konuşma yapmış ve ”Kurtuluş Günümüz Gelmiştir.” demiştir.

20 Temmuz Cumartesi sabahı şafakla birlikte Adana üssünden hareket eden jetler bombalarını, Beşparmak Dağlarına Lefkoşa civarına boşaltırken, çıkartma birlikleri rötarı kapatmaya çalışıyordu. Tepelerinden geçen hava kuvvetlerini bir süre sonra da helikopterlerle, paraşütcü komondaları taşıyan uçakları gördüler. [10] Hava indirme tugayı bir taburu Pınarbaşı’na bir taburunu Gönyeli’ye indirdi.

   Rauf Denktaş Türk askerinin Kıbrıs’a girişini anılarında şöyle anlatır: ” Ve birden bire derinden top sesleri… Hemen arakasından Gönyeli ovalarına yoğun paraşütler… Avusturyalı irtibat subayı elimi iki avucunun içine alarak ‘Sizi kutlarım… Artık kurtuldunuz.’ dedi.”[11]

   Harekat böylece saat 6.05’ten itibaren havadan ve denizden çıkarma yapılması ile başlamıştır. Harekatın 1. günü Girne Boğazı’na hakim olunmuş, 2. günü haberleşme eksikliğinden kaynaklı Kocatepe Muhribi Türk askerlerince batırılmış, 54 asker hayatını kaybetmiştir. Küçük Kaymaklı köyü Lefkoşa Sancağı Mücahitleri tarafından, Yukarı ve Aşağı Dikmen(Dikomo), Kaynakköy(Sihari), Taşkent(Vuno), Akçiçek(Siskilip) bölgelerini ele geçirdiler ve ayrıca Lefkoşa Havaalanı çevresi de Türk birlikleri tarafından ele geçirildi.

  .Yaşanan bu gelişmeler sonucunda BM müdahalede bulundu ve harekatın üçüncü günü ateşkese karar verildi. BM müdahalesinin ardından 25 Temmuz 1974 günü Cenevre’de toplanıldı ve iki tarafın da otonom bir yönetime geçilmesine karar verildi. Geri kalan sorunlar II. Cenevre Konferansı’nda görüşülecekti. II. Cenevre görüşmesinden sonuç çıkmayacağı anlaşılınca da harekatın yeniden başlatılacağı ”Ayşe Tatile Çıksın” parolasıyla anlaşıldı.

   Harekatın ardından Cenevre görüşmelerinde Kıbrıs için ‘federasyon’ sistemi önerisi uygulandı ve 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Federe Devleti kuruldu. Başkanlığına Rauf Raif Denktaş getirildi. BM Güvenlik Konseyi çağrısı ile 1975-79 yılları arasında görüşmeler yapıldı ve nüfus mübadelesi ile iki toplum birbirinden ayrılmıştır. Güney tarafında sadece 120 Türk nüfus, kuzey tarafında ise 1400 Rum kalmıştır.[12]

   Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dünya tarafından tanınmanın rahatlığı ile Kıbrıs Türk Federe Devleti ile anlaşmaya yanaşmamıştır. 15 Kasım 1983 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Meclisi’nde oy birliği ile alınan kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiş ve bağımsızlık bildirisi Rauf Denktaş tarafından okunmuştur.[13]

Sonuç Yerine

Adada yıllarca katliamlara, işkencelere maruz kalan Türk halkının şahlanış hikayesine son zamanlarda gerek Türkiye Cumhuriyeti ile olan ilişkilerde gerekse de iç meselelerde gölge düşmüştür. Rum kesimi ile birleşme fikrinin adada yaygın olması, Rum katliamlarına şahit olan, yakınlarını bu katliamlarda kaybedenler tarafından son derece sert bir şekilde eleştirilmektedir. Anavatan olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti’ne besledikleri sevgi ve Rumların işkence ve katliamlarından kurtulma anılarını dinledikçe, Rum kesimi ile birleşmenin olanaksız olduğunu anlıyoruz. Neler yapılabilir, nasıl bir çözüm üretilerek ilişkiler düzeltilebilir ya da birleşmekten vazgeçirilebilir bilemiyorum, ancak yaşanan onca acı onca gözyaşı hala tazeliğini dün gibi koruyor diyebilirim. Adada gördüklerim neticesinde şunu söyleyebilirim ki, Kıbrıs Türk kesimi yaşadıkları acıları unutmamışlar ve unutmayacaklar da… Bu koşullarda Rum kesimi ile birleşmek olanaklı olmayacaktır. Olsa bile sağlıklı olmayacaktır.

GAMZE YAYLAGÜL


[1] GÖKTEPE,Cihat, Kıbrıs Meselesi’nde Kriz Süreci ve Türkiye,s.1399

[2] Prof. Dr. ARIK, Umut, Kıbrıs Krizi, Europen Universty of Lefke Faculty of Economics and Administrave Sciences Depertment of International Relations, EUL Journal of Social Sciences(2:1), June 2011,s.8

[3] .DENKTAŞ, Rauf Raif, Hatıralar(Toplayış),Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2000, s.190

[4] Prof.Dr.ARIK,Umut,a.g.e.,s.12

[5] DENKTAŞ,Rauf Raif,a.g.e.,s.207

[6] GÖKTEPE,Cihat,a.g.e.,s.1411

[7] BİRAND,Mehmet Ali,30 Sıcak Gün, Milliyet Yayınları, 1990, s.27

[8] BİRAND,Mehmet Ali,a.g.e.,s.59

[9] KKTC Kısa Kıbrıs Tarihi(Tanıtım Broşürü), KKTC

[10] BİRAND,Mehmet Ali,a.g.e.,s.130

[11] DENKTAŞ,Rauf Raif,a.g.e.,s.389

[12] KKTC Kısa Kıbrıs Tarihi(Tanıtım Broşürü),KKTC

[13] KKTC Kısa Kıbrıs Tarihi(Tanıtım Broşürü), KKTC

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.