arama

İşgal Yıllarında İzmit Körfezi’nde Yunan Zırhlıları

  • paylaş
  • paylaş
  • Tarih Tarih Tarih Tarih
  • Beğen
    Loading...

Tarihte yenilgiler; zaferlerden daha fazla, milletlerde zihinsel, ekonomik, siyasal değişime olurlar. Averof, tarihimizde anlatılmayan bu yüzden çok bilinmeyen ancak çok önemli etkileri olmuş bir gemidir. Bu nedenle Averof’u hem Yunan hem Türk milliyetçiliğini etkilemiş ve dolaylı etkileri hala süren çelik bir tarihi fenomen olduğu iddia edilebilir.

Averof’un hikâyesi ilginç ve bir o kadar da önemlidir. Averof nasıl doğdu? 20. yüzyılın başlarında İtalyan donanması, Livarno’daki Frateli Orlando Kardeşler Tezgâhlarına üç büyük savaş gemisi ısmarlamıştı. İlk olarak “Piza” ve “San Giorgio” donanmaya katıldılar. Ancak İtalyan donanması üçüncü gemiyi almaktan vazgeçti. Bunun üzerine zaten inşaatı başlanmış olan sonuncu gemi satılığa çıkarıldı. İttihatçı Devrimden (II. Meşrutiyet) sonra ordusunu her alanda güçlendirmeyi Osmanlı Devleti’nin varlığını devam ettirmesinin ön koşulu sayan İttihat ve Terakki, İtalyanlarla gemiyi almak üzere pazarlığa oturdu. Bu sıralarda mali durumu çok kötü olan Osmanlı Devleti pazarlık görüşmelerini sonuçlandıramadı. Aslında İttihatçıların “Demiryolu” ile “Bahriye” kalemlerinden yalnız birini tercih edebilecek durumda olmaları ve iç politikadaki belirsizlikler (karşı devrim tehlikesi) geminin alımı fırsatının elden kaçmasına neden olmuştu.

Bunun üzerine İtalyan Orlando Gemi Tezgâhı genel müdürü Osmanlı ile görüşmeleri keserek Yunanistan’da şansını denedi. Gemiye yirmi dört milyon drahmi değer biçildi. Yunan Donanma Bakanı Damianos, gemiye hayran kalmasına rağmen meblağ çok fazlaydı. Bakan, parayı toplamak için çok çalıştı. Sonunda Mısır doğumlu bir Rum olan “George Averof”un vakfiyesinden Yunan hükümetine sekiz milyon drahmilik bir savaş gemisi alımı için bağış yapıldı. Yalnız George Averof, gemiye kendi adının verilmesi ve bahriyede eğitim için kullanılmasını istedi. Bu bağışla beraber Yunan Hükümeti, borç harç yirmi dört milyon drahmiyi topladı ve geminin satış sözleşmesini 30 Ekim 1909’da imzaladı. Böylece Osmanlı zaten zayıf olan donanmasını güçlendirebilecek önemli bir kuvvet çarpanını elden kaçırmakla kalmıyor, Ege Denizindeki önemli rakibi Yunan Donanmasının mevcut gücünün artmasına da seyirci kalmış oluyordu. Averof Zırhlısı, Yunan Donanmasının amiral gemisi olduktan 2 yıl sonra yani 1911’de Balkan Savaşında Osmanlı Donanmasına meydan okumuş ve Ege Adalarının tamamının Yunanistan’a geçmesinde büyük etkisi olmuştu. 

Averof’un ilk büyük zaferlerini kazandığı Balkan Savaşı, Osmanlı toplumunda (hem siyasal toplum hem de yönetilenler tarafından) bir facia olarak nitelendirilmiştir. Bu nitelemeyi sadece o dönemleri anlatmak için kullanılan bir bilgi olarak değil; hissedilen, can yakan böylece kalpleri ve ruhları kadar zihniyeti ve onun sonucu olarak toplumsal refleksleri ve davranışları etkileyen bir durumun ifadesi olarak düşünmek gerekir. Balkan Savaşlarının Osmanlıdaki demografik sonuçları; devlet ideolojisine, eğitim politikalarına, kültürel faaliyetlere, sosyal ilişkilere (Osmanlı Müslümanlarıyla gayrimüslimler arasındaki ilişkilere) kadar günümüzde de etkileri devam eden köklü değişimlere neden oldu. Demografik sonuçları çarpıcıydı, Osmanlıdaki Hıristiyan nüfusun %69’u (yaklaşık 4 milyon kişi) Osmanlı toplumundan ayrıldı. Sadece Bulgaristan’dan 4 yüz bin Müslüman Anadolu’ya göç etti. Bu rakamların gerçek niteliğini anlatmak bakımından 1906-1907’de İzmit Sancağında toplam nüfusun 290 bin 517 kişi olduğu dikkate alınmalıdır. Balkan Savaşlarının Kocaeli’ne etkisini göstermesi bakımından 1914’te İzmit Sancağının toplam nüfusu 325 bin 153’e çıktığı yani 7 yılda (1907–1914) İzmit Sancağımda nüfus artışının %11,9 olduğuna işaret edilebilir. Bu kadar hızlı nüfus artışının sanayileşme ya da doğumlar sayesinde değil Balkanlar ve Kafkaslardan gelen göçler sayesinde olduğu iddia edilebilir. Aşağıda bu rakamlar hakkında daha detaylı bilgiler veren iki tablo yer almaktadır. Bu tablolarda Kocaeli Vilayetinin şimdiki idari birimlerinin değil, o zamanki İzmit Sancağının birimleri gözükmektedir. İkinci bir hatırlatma daha yaparsak, Osmanlı’da nüfus sayımlarında etnik kimlikler değil dini kimlikler dikkate alınmıştır. Bu yüzden mesela Müslümanlar kategorisi birçok farklı etnik grubu barındırıyor olabilir. Bu durum Osmanlı’daki millet sisteminin bir sonucudur. Diğerleri kategorisinde, sayıları çok az olduğu için her biri için ayrı tablo yapılmamakla beraber, İzmit Sancağındaki Bulgarlar, Rum Katolikler, Latinler, Süryaniler ve Keldaniler yer almaktadır.

İzmit Sancağı 1906–1907 Nüfusu 
İdari Bölge /Müslümanlar /Ortodoks Rumlar/ Ortodoks Ermeniler/ Katolik Ermeniler/ Protestanlar/ Yahudiler/ Yabancılar/ Diğerleri/ Toplam

İzmit /37290/ 4949/ 21538/ 402/ 1014/ 236/ 145/ 15/ 65589
Adapazarı/ 73048/ 7695/ 15869/ —/ 628/ 101/ 84/ —/ 97425
Karamürsel ve Yalova 20623/ 15133/ 5144/ —/ —/ –/—-/ 8/ 40908
Geyve/ 31303/ 6394/ 8182/ —/ 184/ —/ —/ —/ 46063
Kandıra/ 38296/ 1695/ 532/ —/ —/ 4/ 5/ —/ 40532
Toplamlar 200560/ 35866/ 51265/ 402/ 1826/ 341/ 234/ 23/ 290517

İzmit Sancağı 1914 Nüfusu 
İdari Bölge/ Müslümanlar/ Ortodoks Rumlar/ Ortodoks Ermeniler/ Katolik Ermeniler/ Protestanlar/ Yahudiler/ Diğerleri/ Toplam

İzmit/ 40403/ 5226/ 23873/ 448/ 1078/ 307/ 14/ 71349
Adapazarı/ 76864/ 7957/ 16461/ 1/ 655/ 113/ —/ 102051
Karamürsel/ 14850/ 6047/ 2635/ —/ —/ —/ 8/ 23547
Kandıra/ 40495/ 1804/ 641/ —/ —/ 4/ —/ 42944
Geyve/ 32508/ 7108/ 8363/ —/ 204/ 4/ —/ 48187
Yalova/ 7954/ 10274/ 3304/ —/ —/ —/ —/21532
İznik/ 13785/ 1632/ 126/ —/ —/ —/ —/ 15543
Toplamlar/ 226859/ 40048/ 55403/ 449/ 1937/ 428/ 22/ 325153

Balkan faciasını diğer yenilgilerden farklı kılan en önemli özelliklerden biri de ilk kez savaşın yarattığı yıkımın, bizzat imparatorluğun kristalleşmiş kalbi içine yani Payitaht ve Dersaadet olan İstanbul’a kadar gelmiş olmasıydı. İstanbul binlerce mülteciyle dolmuştu ve bunların birçoğu ağır tifo ve kolera hastasıydı. Sadece hastaneler değil, şehir merkezindeki okullar ve camiiler bile hastalarla dolup taşmıştı. 

İstanbul’dan; göçmenler Anadolu’da müsait sancaklara iskân edilmek üzere gönderildiler. Mülteciler fakir olan devletin fakir Anadolu topraklarına yerleştirildiler. Böylece Anadolu’daki Müslüman nüfus artarken gayrimüslim nüfus azaldı. Mülteciler yeni memleketlerine; göç etmelerine sebep olan korkunç acıların derin hatıraları ve bunların neden olduğu büyük öfkelerle gelmişlerdi. (Bu makalenin yazarı da bir Kazan Tatarı göçmen aileden gelmektedir.) Mültecilerin, göç deneyimini yaşamaları nedeniyle yeniden göç etmeyi ölümle eş anlamlı görmelerinin ve zaten yeniden göç edebilecekleri bir yerin olmamasının; I.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda yeni vatanları için ölmeye yeterli motivasyon sağladığı iddia edilebilir. Göçmenlerin başlarına gelen felaketlerin nedeninin; eski vatanlarının yeni sahipleri tarafından kendilerinin Müslüman veya Türk oldukları için ötekileştirilmeleri olduğunu biliyorlardı. Bu bilme onların kimliklerine daha fazla bağlanarak Milliyetçi-İslamcı bir ideolojiyi benimsemelerine neden oldu. Göçmenlerin bu ideolojilerinin, İttihatçıların milliyetçi politikalarının uygulanabilirliliğini arttırdığı iddia edilebilir. Hatta başta İttihatçı milliyetçi devlet ideolojisinin, daha sonra da yeni Cumhuriyetin ideolojisinin kuramsal olarak oluşmasında ve topluma yerleştirilmesinde göçmenlerin büyük katkıları olduğu bilinmektedir. 

Mültecilerin durumu dışında, halkın ve devlet elitlerinin; devletlerinin lime lime parçalanmakta olduğunu fark etmelerinin neden olduğu sosyo-psikolojik koşullar ve yenilginin daha da ağırlaştırdığı ekonomik sıkıntılar, yöneticilerin resmi ideolojiyi çok keskin bir milliyetçilik haline dönüştürmelerine neden oldu. Bu durum sadece devlet-halk değil, halk içerisinde Müslüman-gayrimüslim topluluklar (azınlıklar) ilişkilerinin de yeniden tanımlanmasını getirdi. Balkan Savaşlarından sonra tüm azınlıkların devleti yıkmaya çalışan dış güçlerin içerideki işbirlikçileri olduğu gibi bir algılama ortaya çıktı. Bunu ispatlamak için 1913’ten 1914’te I.Dünya Savaşı başlayıncaya kadar, sadece Osmanlı Rumlarından 200 bininin Osmanlı’dan sınır dışı edildiği belirtilebilir. Balkan Savaşları, Osmanlı’daki çok etnili çok kültürlü ortamı tamamen bitirdi ve Osmanlı Müslümanlarını modern ulus-devlete giden yola soktu. 

Balkan Savaşları içinde özellikle Averof Zırhlısının; Yunan Donanmasına sağladığı üstünlük ve kısa sürede tüm Ege Adalarını Osmanlı’dan kopartmasının verdiği üzüntü ve öfke, bazı Osmanlı Müslümanlarında sonunda çılgınlık boyutuna ulaştı. Bunlara göre, Osmanlı Rum vatandaşları Yunan Hükümetine Balkan Savaşlarında bağış yapmıştı. Bu nedenle Rum vatandaşlara 1913–1914’te büyük bir boykotaj başlatıldı. Boykotajı yapanlara göre; Osmanlı Donanmasını Çanakkale Boğazına kapatan Averof Zırhlısının parasını Yunan Hükümeti, Averof adındaki Görüceli (“George” isminin oldukça kötü bir Osmanlıca uydurmayla okunması Y.N.) bir Osmanlı Rum vatandaşından sağlamıştı. Boykotaj sırasında dağıtılan “Müslümanlara Mahsus Kurtuluş Yolu” başlıklı broşürde şunlar anlatılmaktaydı: 1- Balkan Savaşı sırasında Averof nedeniyle Osmanlı Donanması Ege’ye açılamamış ve Selanik’le Ege Adaları savunulamamıştır. 2- Averof nedeniyle İzmir’den ve Beyrut’tan Rumeli’ye asker sevkıyatı yapılamamıştır. 3- Averof, Osmanlı Rum vatandaşlarının ekonomik desteğiyle yapılmıştır 4- Osmanlı Rumlarının Osmanlı Devleti’ne sadakati yok olmuştur bu yüzden “onlara” güvenilmemelidir 5- Tüm bunları düşünerek Osmanlı Müslüman’ı bir an önce “ekonomik uyanışa” (intibah-ı iktisadi) geçmeli, ticareti ellerine geçirmeli, fabrikalar, şirketler ve bankalar kurmalıdır. 

Bu toplumsal travmatik tepkilerin ekonomik etkilerini, 1914’te İttihat ve Terakki’nin “Milli İktisat” programını yürürlüğe koyması tamamladı. Milli İktisat; II. Meşrutiyet yıllarında gündeme gelen bir tür neo-merkantalist, kapitülasyonların zorunlu kıldığı liberal iktisadi ilişkilere bir tepki olarak oluşan milliyetçilikle uyumlu bir ekonomi politikasıydı. Milli İktisat’ın en büyük savunucusu olan Ziya Gökalp’e göre Almanlar, harsî (kültürel) birlik, iktisadî (ekonomik) birlik ve siyasî birlik aşamalarından geçmiş güçlü bir ulus ve imparatorluk olmuşlardı. İşte bu aşamaları Türk milleti de tamamlamalıydı, bu yüzden Milli İktisat, iktisadî birlik için şarttı. Ziya Gökalp, özellikle 1913’ten itibaren iktisadi hayatın Türkleştirilmesinde, Milli İktisat anlayışının yerleştirilmesinde fikirleriyle çok önemli katkıda bulunmuştur. İttihat ve Terakki; 1913’te Babıâli Baskını ile mutlak iktidarını sağlamasından başlayarak, 1918’de kendini feshedinceye kadar bu politikayı uygulamıştır. Böylece 1913’lerde anonim şirketlerde Türk sermayesi payı %3 iken, I.Dünya Savaşı sırasında açılan çok sayıda şirketle bu pay %38’e çıkmıştı. Eric Jan Zürcher Milli İktisat politikasının; oluşumunu Cumhuriyet döneminde tamamlayan bir yerel Türk girişimci sınıfın büyümesine imkân sağlasa da gayrimüslimlerin ekonomiden tasfiye sürecini içermesi sebebiyle Osmanlı Devletinde ticari, teknik ve idari becerilerin kaybına ve üretkenlikte düşüşe yol açtığını iddia etmiştir. 

Osmanlı’da Balkan Savaşları faciasının, özel olarak da Averof’un neden olduğu ekonomik etkiler dışında askeri etkiler de bulunmaktadır. Averof’un Ege Adalarının Yunanistan’a geçmesinde önemli görevler ifa ettiği belirtilmişti. Ege’deki deniz mücadeleleri içinde İmroz Deniz Muharebesinde (16 Aralık 1912) ve Mondros Deniz Muharebesinde (18 Ocak 1913) Osmanlı Donanması, tonaj ve gemi sayısı bakımından daha üstün olmasına rağmen, Yunan Donanması karşısında Averof’un üstün atış gücü ve sürati sayesinde etkisiz kalmıştı. Osmanlı zırhlılarının en yenisi en fazla saatte 16 mil yaparken Averof saatte 22 mil yapabiliyordu. Osmanlı zırhlılarının topları üç dakikada bir mermi atabilirken, Averof’un merkezi sistemli otomatik topları dakikada üç mermi atabiliyordu. İmroz Muharebesinde Averof isabet alması ve yan yatmasına rağmen Osmanlı Donanmasının Çanakkale Boğazı içlerine çekilmesi Donanma Tarihinde tartışma konusu olmuştur. Ancak bu geminin Mondros Deniz Muharebesinde sürati sayesinde sürekli yer değiştirmesi, Osmanlı gemilerinin atışlarının tanzim ve tashihini zorlaştırmış ve atışların yarısını etkisiz hale getirmişti. Mondros Muharebesinin Osmanlı’ya bilançosu 41 şehit ve 98 yaralıydı. Yine donanma Çanakkale’ye geri dönmüştü. 

Osmanlı bürokratları Yunanistan’ın bu gemiyi satın almasının yarattığı tehlike karşısında ilk olarak 1910’da Almanya’dan acele olarak Barbaros Hayrettin ve Turgut Reis adında 18 yaşında iki zırhlı satın aldılar. Bu yaşlı gemilerinin donanmaya olumlu katkı sağlayamayacakları ortadaydı. Balkan Savaşlarındaki deniz muharebelerinde bu açıkça anlaşılacaktır. Bu yüzden Osmanlı; Ege Adalarını geri alabilmek ve Yunan Donanmasının gücünü dengelemek için İngiltere’ye, Elswick’teki Vickers Ltd. şirketine bir zırhlı siparişi verdi. Geminin adı “Sultan Reşad V”, kısaca “Reşadiye” olacaktı. 23 bin tonluk bu gemi Averof’a meydan okuyabilecek güçte olacaktı. Geminin bedeli 2.304.712 Osmanlı lirasıydı. Reşadiye’nin inşa edildiği tersanede Brezilya hükümeti tarafından da bir gemi yaptırılmaktaydı. Brezilya’nın, geminin parasını ödeyemeyeceğini açıklaması üzerine Osmanlı Devleti bu gemiye talip oldu. 27 bin 500 tonluk bu gemiye de “Sultan Osman-ı Evvel” adı verildi. Her iki gemide 1914 ortalarında tamamlanacak ve Osmanlı Donanmasına katılacaktı. 1914 başlarında aynı tersaneye Osmanlı Devleti “Fatih” adı verilmesi düşünülen bir zırhlı siparişi daha verdi. Böylece Osmanlı Donanması en geç 1915’ten sonra Averof’a karşı üç güçlü zırhlıyla Ege’de bayrak gösterebilecekti. Ancak I. Dünya Savaşı’nın çıkması bütün planları bozdu. İngiltere hükümeti acil askeri ihtiyaçlarını bahane ederek bütün gemilere el koydu. Gemileri almak üzere İngiltere’ye giden ve büyük bir hayal kırıklığıyla geri dönmek zorunda kalan Vasıf Bey’i, Rauf Bey’i ve gemi personellerini taşıyan Reşid Paşa vapuru; İstanbul’a daha varmadan 11 Ağustos 1914’te Alman Donanmasına ait “Goeben” muharebe kruvazörü ve “Breslau” hafif kruvazörü Çanakkale Boğazından giriş yapmışlardı. Bundan sonrası tabi bilinmektedir.

Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra; Averof ve diğer bazı Yunan savaş gemileri, İtilaf Devletlerinin Birleşik Donanmasıyla İstanbul’a da geldiler. 17 Kasım 1918’de bu kuvvetin büyüklüğü 91’i savaş olmak üzere toplam 167 gemiye ulaştığı için İstanbul Boğazını tamamen kaplıyordu. Bu nedenle irili ufaklı 48 parça savaş ve yardımcı sınıf gemi İzmit Körfezine kaydırılmıştı. Hatta bu gemiler için İstanbul’da Harbiye Nezaretinde teşkil olunan “Mütareke Şubeye” bağlı olarak “İzmit Bahriye Kumandanlığı” kurulmuş, 21 Haziran 1920’de yani İstanbul’un işgalinden üç ay sonra, bu görev İngiliz komutanlığınca yapıldığından kaldırılmıştı. İngilizler boğazların stratejik önemi gereği İstanbul boğazı ve çevresinin durumuna da çok büyük önem vermişlerdi. Kocaeli Yarımadası, yani İzmit Körfezi’nin kuzeyi ile Karadeniz arasında kalan coğrafi alan İstanbul Boğazının doğu tarafını tamamlıyordu ve boğazın kontrolü ancak bu bölgeye hâkim olunmakla mümkündü. Milli Mücadele sırasında vatanseverler tarafından İstanbul’daki silah depolarından kaçırılan malzemeler takalarla ya da Heybeliada’daki Bahriye Okuluna malzeme götürülüyor gibi kamufle edilmiş mavnalarla Yalova veya kaçak malzemelerin ana limanı olan İzmit’e getiriliyor buradan da Anadolu’ya gönderiliyordu. Eğer yolda İngiliz ve Yunan devriye gemilerine rastlanırsa silah taşıyan gemilere Fransız bayrağı çekiliyordu. Bu deniz nakliyatlarında özellikle Mehmet Kaptan büyük hizmetler görmüştü. İtilaf Donanmasıyla kıyaslandığında, İstiklal Savaşında deniz kuvvetlerimizin durumu Afif Büyüktuğrul’un ifadesiyle sonsuza karşı sıfır kadardı. Yunan Donanmasının Marmara’daki devriye gemileri 10-12 cm. çaplı toplarla ortalama saatte 30 mil sürat yapabilirken, milli mücadele emrindeki gemilerin en büyüğü 4,7 lik olan toplarla, ortalama saatte 5-7 mil sürat yapabiliyordu. 

Yunan Hükümeti Anadolu’daki hedeflerine ulaşabilmek için Marmara Denizini tamamen ele geçirmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Eğer Marmara’da hâkimiyet sağlanırsa Anadolu ve Rumeli’de daha kolay kara harekâtı yapabileceklerine inanıyorlardı. Bu bağlamda Yunanlılar Marmara’ya sahip çıkma stratejilerini çeşitli kademelere ayırmışlardı. Birinci kademe: Bandırma-Erdek Bölgesini işgal etmek, ikinci kademe: Marmara’nın kuzey kıyılarını ele geçirmek, üçüncü kademe: İzmit ve Gemlik Körfezleriyle Marmara Adalarını ele geçirmeyi kapsıyordu. Bu stratejileri kapsamında Yunanlılar Temmuz 1920 ayı başlarında Yunan ve İngiliz savaş gemileri himayesinde öncü olarak getirdikleri bir alaylık kuvvetle Bandırma ve Erdek’i işgal ettiler. Daha sonra bu kuvvetin büyüklüğü iki tümene çıkarıldı. 20 Temmuz 1920’de Yunan kuvvetleri Tekirdağ-Marmara Ereğlisine çıkarma harekâtı yaparak burayı işgal ettiler. 27 Ekim 1920’de ise İzmit, İngilizlerden Yunanlılara geçti. Böylece Yunan Hükümeti istediğini elde etmişti. 

İzmit sadece Yunanlılar için değil milli mücadeleciler için de stratejik öneme sahipti. Bu nedenle İzmit’in hâkimiyeti için Yunan Ordusu ve Türk Kuvvetleri arasında çok çetin mücadeleler yaşanmıştır. Haziran 1921’den itibaren artan çarpışmalar ve Yunan Birliklerinin bölgede tutunmakta zorlanması nedeniyle kara birliklerini desteklemek için Yunan Donanmasının kullanılması gündeme gelmiştir. 24 Haziranla İzmit’in resmen kurtarıldığı tarih olan 28 Haziran 1921 arasında Yunan Donanmasına ait Kılkış Muharebe Gemisinin İzmit Körfezindeki faaliyetleri daha önce yapılan çalışmalardan bilinmektedir. Buna göre; 24 Haziran’da ilerleyen Türk birliklerine karşı Yunanlılar karaya asker çıkararak savunmayı güçlendirdiler, bu sırada Kılkış Zırhlısı Türk Birliklerine atışlar yaptı. Ancak 25 Haziranda Türk Topçularının Hasanköy’den Değirmendere sırtlarından yaptıkları top atışları nedeniyle Kılkış açığa çekilmek zorunda kaldı. 

Ancak yaptığımız araştırmalarda bulduğumuz bir belgeye göre Yunan Donanmasının İzmit Körfezinde kara birliklerini destekleme harekâtı 24 Hazirandan en az 2 hafta öncesinde başlamıştır. Belge 16 Haziran 1921 tarihinde düzenlenmiş. Ayrıca bu harekâta Kılkış Muharebe Gemisi dışında Yunan Donanmasının efsane gemisi Georgeos Averof Zırhlı Kruvazörü de katılmıştır. Ne hazindir ki bize bu belgeyi hazırlayanlar işgallerin başından beri kendi vatandaşlarına yapılan utanç verici, acı muameleleri sadece seyretmek zorunda kalan Osmanlı istihbarat memurlarıdır (İstitlâ’ât Me’mûru Ali). Osmanlı Devleti’nin İzmit’teki istihbarat memuru raporunu İstanbul Emniyet Müfettişliğine yazmıştır. Belgeden anlaşıldığı kadarıyla Averof ve Kılkış Zırhlıları İzmit’teki Yunan ordusunun savunma hatlarını desteklemek için İzmit Körfezine girerek İzmit ve çevresine top atışları gerçekleştirmişlerdir (Averof ve Kılkış Zırhlıları Yunan askerinin kuvve-yi mesaffyesini tezyîd içün… İzmit ve havâlisini lüzûmsuz yere bombardıman etmeleri…). Averof ve Kılkış’ın İzmit Körfezindeki faaliyetlerine ne zaman başladıkları ise belgede belirtilmemiştir (Averof ve Kılkış Zırhlıları…bir müddetden berü…). Yine belgeden anlaşıldığı kadarıyla Yunan Donanmasının düzenlediği bu harekatın halka ve İzmit’e verdiği zararı görerek, sonunda İngiltere körfeze üç savaş gemisi gönderip Averof ve Kılkış’a engel olmuştur (Averof ve Kılkış Zırhlıları… İzmit ve havâlisini lüzûmsuz yere bombardıman etmeleri ahâli-yi mahâliyeyi izrâr ve ihâka ve memleketi tahrîb eylemekden başka bir netice istihsâl etmeyeceği İngiltere devletince nazâr-ı dikkate alınarak bu ahvâle nihâyet vermek maksâdıyla bombardımandan vazgeçmeleri içün mezkûr körfeze üç aded İngiliz harb gemisi ağrâm…Yunan filosu nezdinde tesîsâtda bulundukları vâkî günden berü devâm eden mücây’â nihâyet verilmiş olduğu…). Bu konuda bilgiler veren belgenin Osmanlıca’dan tam transkribi aşağıdaki gibidir.

“İstânbul Emniyet Müfettişliği Cânib-i Âlisine”

“1- Averof ve Kılkış Zırhlıları Yunan askerinin kuvve-yi mesaffyesini tezyîd içün bir müddetden berü İzmit ve havâlisini lüzûmsuz yere bombardıman etmeleri ahâli-yi mahâliyeyi izrâr ve ihâka ve memleketi tahrîb eylemekden başka bir netice istihsâl etmeyeceği İngiltere devletince nazâr-ı dikkate alınarak bu ahvâle nihâyet vermek maksâdıyla bombardımandan vazgeçmeleri içün mezkûr körfeze üç aded İngiliz harb gemisi ağrâm ve tedâbir ve tenbîhât-ı lâzımeye tevessül ve Yunan filosu nezdinde tesîsâtda bulundukları vâkî günden berü devâm eden mücây’â nihâyet verilmiş olduğu berây-ı ma’lûmât ma’rûzdur”
“2- ‘Asâkin-i şedîd bir muhârebeyi müte’âkib ‘Asâkir-i Osmâniye tarafından zabt edildiği tevâtür esâyi’ olduğu cümle-yi istitlâ’âtdan bulunmuş olmağla ma’rûzdur fermân”
İstitlâ’ât Me’mûru Ali Müfettiş İmza
Dördüncü şube ? ve ilân-ı takdîm

Bugün Averof, Yunanistan’da bir anıt-müze gemi olarak hizmet vermektedir. Türk toplumunun tarihine ne kadar önem verdiği; Yunanlıların Averof’u müze gemi haline getirmelerine rağmen Türkiye’nin, Yüce Önder Atatürk’ün aziz naşını taşıyan ayrıca Osmanlı ve Modern Türk Donanmasının en gösterişli sembolü olan “Yavuz”a , Çanakkale Destanının yazılmasında büyük hizmetleri olmuş küçük ama kahraman mayın gemisi “Nusret”e nasıl muamele ettiğinden anlaşılıyor. Bugün de pek çok tarihi esere gereken önemin verildiği söylenemez. Şehrimiz bağlamında da askeri tarihimiz için son derece önemli tarihi mekanlar ilgi ve onarım beklemektedir. Osmanlı’nın İzmit Redif Dairesi bunlardan biridir. Burası; 1860 tarihinde Osmanlı’nın kaynayan bölgesi Suriye ve Lübnan’a, 18 Nisan 1897’de başlayan Osmanlı-Yunan Savaşı’na ve daha sonra I. Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelere asker sevk etmiş, İzmit Redif Taburlarının karargah binası olarak görev yapmış bir bina. Onlarca cephede memleketi İzmit’ten kilometrelerce uzakta şehit olmuş binlerce askerden kalan tek hatıra.

SİNAN YAKAY

1920 İngilizler İzmit Çuha Fabrikasını bombalıyor
1920 İzmit’te kumaş fabrikası yanarken
1921 Yunan Kruvazörü Kılkış
1921 Temmuz İzmit Körfezi güney kıyıları düşman tarafından yakılıyor.
Yunan Bombardımanı sonrası harap haldeki İzmit Müslüman mahallesi
İzmit Metropoliti ve Yunanlı komutanlar
İzmit Eski Emniyet Müdürlüğü binası Yunan İşgal Kuvvetleri Komutanlığı – Tevhidi Efkar 1 Temmuz 1921
1921 Nikomedia Hatırası. Yerel bir fotoğrafçı çekmiş. Üst sağ Averof mürettebatı George Gatsos, sağ alt Kılkış mürettebatı Paul Frangoulis.
1921 6 Nisan. Nikomedia Hatırası – George Gatsos. Ön yüz
1921 6 Nisan. Nikomedia Hatırası – George Gatsos. Arka yüz
1921 Ileri Gazetesi -Yunanlılar Izmit önünde yeniliyor
1921 Rumlar İzmit’i terk ediyor
etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.