arama

Birinci Dünya Savaşı’nın Çıkış Nedenleri

  • paylaş
  • paylaş
  • Bengisu Atmaca Bengisu Atmaca
  • Beğen
    Loading...

I .Dünya Savaşı’nın sebeplerini incelediğimizde asıl sebeplerin 19.yüzyıl gelişmelerinde yattığını görmekteyiz.19.Yüzyıl’da kendini gösteren sanayileşme Avrupa’yı dünyanın sermaye, sanayi ve üretim merkezi haline getirmiştir. Fransız İhtilali’nin Avrupa’da yaratmış olduğu “milliyetçilik” akımı da yeni ulus-devletlerin çıkmasına yol açmıştır.Özellikle Almanya ve İtalya yeni kuvvetler dengesinin en önemli iki unsuru olarak ortaya çıktı.

ALMAN BİRLİĞİ SONRASI FRANSA-ALMANYA ÇEKİŞMESİ

I. Dünya Savaşı’nın çıkışına yol açan gelişmelerden en önemlinden biri Alman Birliğinin oluşumu sırasında yaşanan Alman-Fransız uzlaşmazlığıydı. Çünkü Almanya o dönemde Avusturya-Macaristan ve Fransa ile ortaya çıkan çatışmalar sonucunda kurulmuştu. Alman imparatorluğunun kuruluşu, Fransa’ya indirilen ağır bir darbe sonucu gerçekleşmiş, Alman İmparatorluğunun kuruluşu Paris’te ilan edilmişti. Bu durum Fransa’nın milli gururuna çok dokunmuştu. İşte tüm bu gelişmeler Fransa-Almanya uzlaşmazlığının temel sebepleriydi.

OTTO VON BİSMARCK VEAVRUPA ÜLKELERİNE KARŞI İZLEDİĞİ POLİTİKALAR

Prusya şansölyesi OttoVon Bismarck ise Fransa’nın boş durmayacağını tahmin ediyordu. Bu sebeple bu ihtimale karşı güçlü bir diplomasi uyguluyordu. Bu diplomasi Fransa’nın Avrupa’da yalnızlaştırılmasını esas alıyordu.[1] Fransa’nın Almanya ile tek başına savaşması mümkün olmadığından iş birliği yapabileceği devletler gerekiyordu. Avusturya-Macaristan Alman politikalarına sıkı bir şekilde bağlı olduğundan dolayı Fransa için olumlu bir iş birliği durumu teşkil etmiyordu. Böylelikle Fransa’nın iş birliği yapabileceği iki devlet kalıyordu. İngiltere ve Rusya. Rusya bu yüzyılda Balkanlara inme , sıcak denizlere Akdeniz’e  inme politikası izliyor, bu durum en fazla Osmanlı Devletini etkiliyordu.Rusya, Balkanlar’da siyasî ve askerî gelişmesine paralel olarak Kafkasya’ya doğru da genişleme stratejisini takip etti. Gürcistan’ı ve Azerbaycan hanlıklarını birer birer işgal ederek yönünü Osmanlı Devleti’ne çevirdi. Türk-Rus mücadelesinde 1828-1829 Savaşı önemli bir yer tutar.[2] Osmanlı Devleti bu savaşla birlikte, Kafkasya ve Doğu Anadolu’da devamlı surette gerilemeye başlayacak, bu da önemli siyasî ve askerî sonuçlar doğuracaktı. Rusya bu hedeflerine ulaşmaya çalışırken Batı’da Boğazları ele geçirmek istiyordu. Bismarck ise Fransa’nın bu devletlerle anlaşmasını engellemek adına bir politika izliyor, bunun için bir yandan Rusya’nın Balkanlar’da izlediği yayılma politikasını kontrol altında tutmaya veAvusturya-Macaristan ve Rusya arasında dengeli davranmaya çalışıyordu. İngiltere ile ise çatışmadan kaçmaya özen gösteriyordu.

SAVAŞ ÖNCESİ İNGİLİZ DIŞ POLİTİKASI

I. Dünya Savaşı öncesi İngiltere’nin izlediği dış politikaya baktığımızda ise, 19.yüzyıl boyunca İngiltere’nin izlediği politikanın oldukça dengeli bir dış politika görüyoruz. Bu politika üç temel esas üzerine oturtulmuştu. Avrupa’da kuvvetler dengesini korumak bu esaslardan en önemli ve en mühim olanıydı. Kıtada asla herhangi bir gücün egemen olmasına izin verilmemeliydi. Bir diğer esas ise tabi ki de denizlerdeki rakipsiz güç olan egemenliğini sürdürmekti.İngiltere’nin denizlerdeki askerî üstünlüğü ve deniz ticareti sayesinde zenginleşmesi, denizaşırı ülkelerdeki İngiliz asıllı yatırımcıların güçlenmesini sağladı. İngiltere, 1580’de Levant Company’i kurmuş, bu şirket, XVII. yüzyıldan itibaren ise neredeyse ticari bir tekel hâline dönüşmüştü.öylece İngiltere, doğudan batıya büyük bir coğrafyadaki kaynakları kontrol eden bir deniz imparatorluğu hâline gelmişti. İngiltere’nin dış politikadaki diğer esası ise sömürgeleri arasında bağlantı noktalarının güvenliğini sağlamaktı. Bismarck ise bu ilkelerden dolayı, İngiltere’ye saygılı davranmış , sömürge rekabetinden kaynaklanan çatışmaları Avrupa dışında tutmaya çalışıp İngiltere’yi ürkütmemeyi amaçlamıştır.

OTTO VON BİSMARCK’ SONRASI VE YENİ POLİTİKA FAALİYETLERİ

Bu politika I.Wilhelm’in ölümüne kadar başarı ile sürdürüldü. 1890 yılında Wilhelm Bismarck’ı uzaklaştırarak “Weltpolitik” politikası bağlamında artık bir dünya gücü olmak için harekete geçme zamanının geldiğini düşünüyordu. Wilhelm hedefine ilk olarak güçlü bir donanma kurma girişimi ile başlamıştı. İngiltere’nin yüzyıllardır süren denizlerdeki egemenliğini sarsmaya yönelik izlediği bu politika ile , Hamburg’da kurulan tersanelerde büyük gemiler inşa ederek denizlerdeki İngiliz egemenliğini tehdit etmeye yöneldi. Aynı zamanda Osmanlı Devleti ile ilişkilerini geliştirmiş, doğrudan doğruya atılım politikasını uygulamaya girişmişti. Almanya Osmanlı Devleti’nin yakınlığı demek İngiliz sömürgelerinin tehditi demekti. Bu durumu İngiltere fark ettiğinde Rusya ve Fransa ile ittifak kurma fikrini kafaya koymuştu.[3] Osmanlı Devleti’nin zayıflığı da İngiltere’nin bu politikasında etkili olmuştu. Bu dönemde buharlı gemilerin Şark limanlarına giden klasik denizyollarını önemli ölçüde değiştirmeye başladığı XIX. yüzyılın ikinci yarısı başlarında demiryolları bağlantısı ve yapımı büyük önem kazanmıştı. Bağdar Demiryolu Projesi’nin inşası için ortaya çıkan rekabet Almanya’nın hedefini iyice ortaya çıkarmıştı. Osmanlı Devleti bu dönemde devletler arası rekabetten yararlanarak, Osmanlı Devleti’nin varlığını sürdürme yani “Denge politikası” izliyordu. Ancak bu politika sanılanın aksine Osmanlı Devleti’ni çatışmaların merkezi haline getirmişti. Bütün bu gelişmeler ile birlikte Avrupa’da sıkı bir bloklaşmanın temelleri atılmış oldu.

SAVAŞA HAZIRLIK VE BLOKLAŞMALAR SÜRECİ

Genel olarak baktığımızda, İtalya ve Almanya’nın siyasal birliklerine kavuşup, güçlü birer devlet haline gelmeleri, Avrupa’da devletlerarası dengeyi temelinden sarsmıştı. Her iki devlet de birliklerini elde etmek için Avusturya’ya savaş açmışlardı. Fransa ise Almanya karşısında büyük bir yenilgiye uğramıştı. Birliklerini sağlayan devletler, durumlarını ve üstünlüklerini sürdürmek amacıyla kendilerine destek arama gereğini duymuşlardır. Yenilenler ve özellikle Fransa, kaybettiklerini yeniden elde edebilmek için bir  “öç alma” siyaseti gütmeye başlamıştı. İşte bu karşıt eğilimler ve yeniden hızlanan sömürgecilik yarışı, çok geçmeden Avrupa’da devletlerin iki bloka ayrılması sonucunu doğurmuştu .Fransa, Alsace -Lorraine bölgesini geri almak için izleyeceği yolu “öç alma” olarak adlandırmış ve meşrulaştırmıştı. Artık bir tarafta 1868’ den antlaşmasıyla birbirlerine kenetlenmiş olan Avusturya-Macaristan ve Almanya’nın oluşturduğu “Pan Germen Bloğu” ve yanlarında çok sıkı bağlarla olmamakla birlikte İtalya vardı. İtalya, Fransızlara karşı Kuzey Afrika emellerini kaybettikten kısa bir süre sonra Fransa’ya destek aramıştı. Bu üç devlet arasında gerçekleşen “Üçlü İttifak” 20 Mayıs 1882’de kuruldu. Her üye, başka herhangi bir büyük gücün saldırısı durumunda karşılıklı destek sözü verdi. Artık Almanya’dan öç almak isteyen Fransa ittifak karşısında tek başına kalmak tehlikesiyle karşılaşmıştı. Bundan kurtulmak için kendisine müttefikler bulabilmek çabasını yoğunlaştırmıştı. Fransa ile İngiltere, Avrupa’da olduğu gibi, sömürgecilik alanında da birbirleriyle çekişiyordu. Rusya ile de Akdeniz ve Osmanlı İmparatorluğu’na ilişkin siyasette öteden beri bir anlaşma sağlanamamıştı. Kırım Savaşı’nda olduğu gibi 1877-78 savaşı da İngiltere ve Fransa’yı Rusya ile karşı karşıya getirmişti.[4] İngiltere ile Rusya arasında ise bir başka anlaşmazlık alanı Asya idi. Hindistan’a egemen olan İngiltere, kuzeye Afganistan’a doğru çıkmaya çalışırken, Sibirya’yı ve Orta Asya’yı ele geçiren Rusya ise Afganistan üzerinden güneye, Hindistan’a inme siyasetini güdüyordu. Bütün bu nedenlerle Üçlü Anlaşma çok güç ve geç gerçekleşebildi.Almanya’nın İtalya’nın Trablusgarp’a yerleşmesini kabullenmesi Fransa ile Rusya’yı birbirlerine yaklaştırdı. İki taraf da bir anlaşma yapmak istediklerini 1891’de açıklamışlardı. Ertesi yıl da Genel Kurmay Başkanları arasında Üçlü bağlaşma devletlerinin saldırılarına karşı bir askeri sözleşme imzalanmıştı. Ancak bununla ilgili hükümler, hükümetlerce 1894’te onaylanmıştı.Fransa aralarındaki anlaşmazlıklara son vererek İngiltere ile dost olma çabasına düşmüştü. Sonunda 1904’te adına samimi anlaşma (Entante Cordiate) denilen bir iş ve görüş birliğine varılmıştı. Buna göre Avrupa’da bir çatışma, bir savaş olursa İngiltere Fransa’yı bir dost olarak yalnızca siyasal yönden destekleyecek, doğrudan doğruya savaşa girmeyecekti. Bunun dışında, Fransa Mısır’ı İngiltere’ye bırakıyor, bunun karşılığında Fas’ı ele geçirme hakkını kazanıyordu. Böylece “dostluk” gene bir Osmanlı ülkesi Mısır üzerinde pazarlık yapılarak gerçekleşmiştir.[5] Zaten I. Dünya Savaşı’nın çıkış nedenlerinde ve savaş sırasında Osmanlı jeopolitiğinin rolü çok büyüktü.Osmanlı İmparatorluğu 1914’te Avrupa’da patlak veren savaşı, coğrafi konumu sayesinde üç kıta politikasını etkileyecek şekilde genişletme potansiyeline sahipti. İngiltere ve Rusya’nın aralarındaki anlaşmazlıkları gidermeye yönelmelerinde Japonya’nın Rusya’yı yenip bir güç olarak ortaya çıkması büyük ölçüde etken olmuştu. Estonya’daki Tallin (Reval) kentinde bir araya gelen taraflar, sömürgeler ve özellikle Afganistan ve İran konusundaki görüş ayrılıklarına son veren bir anlaşma imzalamışlardı. (30 Ağustos 1907).Rusya ile İngiltere arasındaki bu anlaşma ile Üçlü Anlaşma tamamlanmış oluyordu. Böylece Avrupa devletleri iki bloğa ayrılmışlardı. Yani bir denge sağlanmıştı. “Üçlü İttifak” ve “Üçlü İtilaf” devletleri giderek silahlanıyorlardı. Bu rakip devletler arasında herhangi bir vesile ile geniş çapta bir savaşın çıkması bekleniyordu.I. Dünya Savaşı arifesinde daha önce de bahsettiğimiz gibi Almanya’nın kudreti İngiltere’ninkine çok yaklaşmıştı.Dünyanın birinci kara kuvvetlerine sahip Almanya , İngiltere’ninkinden sonra gelen bir donanmaya, İngiltere’yi hafifçe geçmeye başlayan bir sanayiye sahipti. Almanya ile İngiltere ve Fransa arasındaki mesafe tehlikeli bir şekilde açılmıştı.Milliyetçilik hareketleri, 19.yüzyıl içinde etkili olduğu gibi 20. yüzyılın ilk çeyreğinde de ilişkilerin temelini teşkil etmiştir.I. Dünya Savaşı öncesi milliyetçilik,ideallerinin gerçekleşmesine de imkan veren bir akım olmuştur.

SIRP VELİAHTI VE EŞİNİN ÖLDÜRÜLMESİ VE SAVAŞIN BAŞLAYIŞI

28 Haziran 1914’te Avusturya – Macaristan tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand ile karısı Düşes Sophie von Hohenburg’u taşıyan Bosna Hersek eyaletinin başkenti Saraybosna istasyonunda durduğunda ılık sabah güneşi pırıl pırıl parlıyordu. Aşırı milliyetçi örgütlerin onu öldürmek için suikast planları hazırladıkları doğrultusundaki birçok uyarıya karşın, Arşidük, İmparatorluk ile eyalet arasındaki bağları güçlendireceğini umduğu bu resmi ziyareti gerçekleştirmekte diretmişti.28 Haziran 1914 Pazar sabahı, Arşidük ile eşi trenden indiklerinde eyalet valisi General Oskar Potiorek tarafından karşılanıp selamlandılar. Altı otomobilden oluşan bir konvoy, soylu ziyaretçileri Belediye Sarayı’ndaki bir kabul törenine götürmek için bekliyordu. XX. yüzyılın başlarında Bosna’da yaşayan gençlerin çoğu Avusturya’yı, parçası oldukları imparatorluğun merkezi gibi değil, Bosna’yı zorla egemenliği altında tutan bir yabancı güç gibi görüyordu. Avusturya – Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand ile 83 yaşındaki amcası İmparator I. Franz Joseph’e de, bir zamanlar parçası olduğu komşu Sırbistan eyaletiyle birleşmesine izin vermek yerine Bosna’yı Habsburg yönetimi altında tuttukları için, kalpsiz zorbalar gözüyle bakılıyordu.Kara El adı verilen gizli milliyetçi derneğin silah temin ettiği Genç Bosna Örgütü üyesi altı genç, ceplerinde bombalar ve çeşitli silahlar, konvoyun geçeceği yol boyunca dizilen kalabalık içinde yer almışlardı. Konvoy Cumurija Köprüsü’nü aşarken Nedeljko Cabrinoviç adında uzun boylu bir delikanlı birden öne fırladı, kuşağından çekip aldığı bir bombayı Arşidük’ün otomobiline doğru savurdu. Bomba otomobilin içi yerine, katlanmış tentesine düşüp oradan yola sıçradı.Franz Ferdinand, derhal şoföre durmasını söyledi ve kendisine eşlik eden General Potiorek ile Yarbay Kont Franz Harrach’ı, yaralananların kim olduklarını öğrenmeleri için gönderdi. Diğer arabadaki iki subay kanlar içindeydi; biri başından yaralanmıştı, durumu ağırdı ve çevreye saçılan parçalar kalabalıktan 20 kadar seyirciye isabet etmişti.Yaralanan yaverlerinin sağlık görevlileri tarafından yakındaki bir sağlık merkezine götürülmesi üzerine Arşidük, şoföre devam etmesini söyledi. Otomobil rıhtım boyunca hızlanırken, Düşes Sophie bir şarapnel parçasının boynunu sıyırıp geçmiş olduğunu fark etti. Bunun dışında hiçbir şeyi yoktu. Konvoy Belediye Sarayı’na ulaştığında, Franz Ferdinand’ın öfkesi dinmemişti. Formaliteleri kısa keserek yaralanan ve yakındaki bir askeri hastaneye götürüldüğünü öğrendiği yaverlerinin birini ziyarete gitmeye karar verdi.Düşes, kocasıyla birlikte gitmek için diretti ve gene otomobilin arkasında, onun yanına oturdu. General Potiorek de, önce olduğu gibi Arşidük’ün önüne, katlanır koltuğa oturdu; Kont Harrach ise sürücünün yanına geçeceği yerde, otomobilin sol tarafındaki basamağa dikilerek bedeniyle Arşidük’e siper oldu.Hızla giden arabalar gerisin geri dönüp, Appel rıhtımını geçtiler, Lateiner Köprüsü’ne geldiklerinde öndeki iki otomobil sağa, Arşidük ve yanındakileri o gün öğleden sonra görmeye niyetlendikleri katedrale döndü. Arşidük’ün sürücüsü de tam köşeyi dönmeye hazırlanırken, General Potiorek, yanlış yöne gittiğini söyledi. Sürücü, geri gitmek için arabayı sert bir frenle durdurdu. Bu karışıklıkta kimse köprünün oralarda dolanan siyah saçlı gence dikkat etmemişti. 19 yaşındaki Gavrillo Princip, hala Arşidük’ü kollayan altı örgüt üyesinden biriydi.Princip hızla tabancasını çekti ve doğrulttu. Yakınındaki bir polis delikanlının kolundan yakalamaya kalkıştıysa da suikastçılardan bir başkası tarafından dizinden tekmelendi. Princip yürüyüp duraklayan arabanın arkasına yaklaştı ve birkaç el ateş ettikten sonra polis tarafından yakalandı. İlk kurşun Arşidük’ü ensesinden vurmuş, boyun damarını delmişti. İkinci kurşun da Düşes’in midesine isabet etmişti.Ertesi sabah arşidük ile düşesin naaşları asker eşliğinde tren garına götürüldü, oradan kraliyet treni onları Viyana’ya geri getirdi. Birinci Dünya Savaşı Saraybosna Suikastı’nın arkasından, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun diplomatik baskıları ve Sırbistan’ın buna direnç göstermesi doğrultusunda Avrupa’daki iki ittifakın çatışmasının savaşa dönüşmesiyle ortaya çıkmıştı. Almanya ve Avusturya-Macaristan bloğunun karşısında İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan daha kuvvetli bir blok mevcuttu. 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan birliklerinin Sırbistan’a harekât başlatmasıyla patlak veren savaş, kısa sürede karşılıklı savaş ilanlarıyla bu iki blok sayesinde tüm Avrupa’yı sarmıştı .Bu vahim olay Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş açmasına, Sırbistan ile anlaşmış  Rusya’nın Avusturya-Macaristan’a savaş açmasına Avusturya’ya garanti vermiş olan Almanya’nın Rusya’ya ve bunun üzerine Fransa ile İngiltere’nin de Almanya’ya savaş açmasına yol açtı.Birbirlerine ittifaklar yoluyla bağlanmış olan devletler zincirleme olarak kendilerini bir savaş içinde buldular ve tam bir Avrupa savaşı başladı. İtalya ve Osmanlı Devleti savaşın başında tarafsızlıklarını ilân ettiler.Savaş öncesinde ittifak ve itilaf Devletleri adeta bir savaşın başlamasını bekliyor gibiydiler.

OSMANLI DEVLETİ’NİN  İTTİFAK ARAYIŞLARI VE SAVAŞA DAHİL OLUŞ SÜRECİ

 Yani 1914 yılı Haziran’ı öncesi gelişmeler Avrupa’da büyük bir savaşın çıkacağının adeta habercisiydi. Balkan Savaşları’ndan yorgun ve mağlup olarak çıkmış bir orduyla girişilecek bir savaşın neticelerinin pek de olumlu olamayacağı aşikârdı. Dolayısıyla elde kalan mevcut toprakları korumak amacıyla bir müttefik bulma zorunluluğu açıkça gözükmekteydi. Bu nedenle Osmanlı yönetimi ittifak arayışlarına girmişti ve ilk olarak başvurulacak adres ise İtilaf devletleri olacaktı .Osmanlı Devleti, daha Trablusgarp Savaşı’nın devam ettiği günlerde ve Rusların bu fırsattan istifade ederek boğazlardan gemi geçirmek istedikleri bir sırada ilk ittifak girişimi için İngiltere’ye başvurmuştu. İkinci ittifak girişimi ise Rusların Doğu Anadolu vilayetleri ile ilgili yapılacak ıslahatlarda baskı yaptıkları dönemde yine İngiltere’ye yapılmış ancak her iki girişimde başarısız bir şekilde sonuçlanmıştır[6]. Bir diğer ittifak girişimi ise Ruslar ve Fransızlarla denenmiştir.Görüldüğü gibi savaş öncesinde İtilaf Devletleri’yle yapılan ittifak girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Böylesi bir durumda da Osmanlı Devleti, adeta Almanlarla ittifak yapmaya zorlanmıştı. Savaşta Almanya, baskın savaşla Fransa’yı ele geçirme stratejisini uygulayamadı ve 1914 yılının yaz aylarında Avrupa’daki savaş bir tabya savaşına dönüştü. Almanya, üzerindeki baskıyı hafifletmek ve savaşı geniş bir cepheye yayabilmek için Osmanlı Devleti’ni kendi yanında savaşa sokmak üzere ciddi bir çaba içine girdi. Almanya savaşı sürdürebilmek için İtilaf Devletleri’nin çevrelemesinden kurtulmalıydı ve bunun çaresini de Osmanlı jeopolitiğinden azami surette yararlanmada bulmuştu. Almanlar Osmanlıları kullanmayı başardılar. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girişi sayesinde savaş yayılınca, Almanya Avrupa’da nefes aldı. Yeni ortaya çıkan cepheler sayesinde Osmanlı birlikleri çok sayıda Rus ve İngiliz Koloni tümenini kendi üstüne çekmişti. İngiliz tümenlerinin Mısır’da birikmesi, Gelibolu, Filistin ve Irak’ta açılan cephelerin takviyesi ve Ruslar için ikinci cephe açılması Osmanlı sayesinde olmuştur. Bu da Almanlara stratejik avantaj sağlamıştır. İtilaf Güçleri de Almanya’yı yenilgiye uğratabilmek için çevrelemeyi tamamlamanın Osmanlı’yı savaş dışı bırakmaktan geçtiğini anlamışlardı. Böylece İngilizler cephe sayısının çokluğuna rağmen Osmanlı’ya yüklendiler. Bu hamle savaşın sonunda Ortadoğu haritasını tamamen değiştirecekti.Merkez Güçler Avrupa’nın ortasında çevrelenmiş görünüyordu. İngilizlerin denizden abluka stratejisi de en baştan beri yürürlülüğe konmuş ve Almanya’nın sömürgeleriyle bağlantısı kesilmişti. Bu durumda Almanya için ancak savaşın yayılması bir çıkar yol olabilirdi. Bunun için de acilen Avrupa haritasının bir kenarında konuşlanmış müttefik ihtiyacı vardı. Haritaya bakıldığında, Avrupa’nın güneydoğu ucundaki Osmanlı İmparatorluğu, savaşı Avrupa’dan Asya ve Afrika’ya taşıyabilecek tek coğrafya olarak göze çarpıyordu.[7]

BENGİSU ATMACA


[1]Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ön Lisans-Lisans Programı (AİT 203-204) Ders İçerikleri

[2]Çınar Burak, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Jeopolitiğinin Rolü, Rolle of the Ottoman Geopolitics During the First World War, Gazi Üniversitesi Akademik Bakış Dergisi, Cilt 8 Sayı 15 Kış 2014

[3]Ural Selçuk, I. Dünya Savaşı öncesi Rusya’nın Türkiye’ye yönelik emellerinin Türk basınındaki yankıları

[4]Akçura Yusuf, Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri (18. ve 19. Asırlarda), Ankara 1988

[5]Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri Ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ön Lisans-Lisans Programı (AİT 203-204) Ders İçerikleri

[6]Karabekir Kazım, Birinci Cihan Harbine Neden Girdik, I, İstanbul 1994,

[7]Çınar Burak, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Jeopolitiğinin Rolü, Rolle of the Ottoman Geopolitics During the First World War, Gazi Üniversitesi Akademik Bakış Dergisi, Cilt 8 Sayı 15 Kış 2014

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.