Kadıköy Escort

arama

Feodalite

  • paylaş
  • paylaş
  • Dilara Çelik Dilara Çelik
  • Beğen
    Loading...

1. Feodalizm Kavramının Tanımı

Feodalizm (Feodalite) kavramını açıklamadan evvel, kelimenin ne anlama gelmiş olduğunu bilmek, makale açısından önemlidir. Feodalite, “Feud, Feodum, Feudum” [1] kelimelerinden türemiş, köken olarak Latince bir sözcüktür. Feodalite ile bağlantılı olduğu düşünülen “Fief” kelimesi için ise “bir üst yöneticinin egemenliği altında arazi veya toprak üstünde feodal mülkiyetin oluşması” tanımı yapılmaktadır.[2] Feodalite kelimesi kendini tam manasıyla 18.yüzyılda Boulainviliers tarafından tanımlamıştır.[3] Tanımlandıktan sonra, İngilizce’de ‘feodal sistem’ olarak adlandırılan terim ise yaklaşık kırk yıl kadar sonra Adam Smith tarafından önce İngiltere’de daha sonra da kıta Avrupa’sında yaygınlaştırılmıştır.[4] Montesqui, 18. yüzyılda ‘feodal kanun’u Fransız politik sisteminin temeli olarak görmüştür.[5]

Daha sonrasında gerek tarih yazımında gerekse başka disiplinler için kullanılmasına ihtiyaç duyuldukça, günümüzdeki anlamını almıştır. Feodalite konusunda ise tarihimizde önemli düşünürler çalışmış, bunun üzerine kitaplar yazmışlardır. Bunlardan biri Ganshof, biri de Bloch’tur. [6] Örneğin, Marc Bloch, Feodal Toplum adında bir kitap kaleme almış, kitapta Feodalizmi, Kiliseyi, İmparatorları, Soyluları, Aile bağlarını işlemiş ve Norman, Macar, Müslüman istilalarına da değinerek, bu istilaların sebep olduğu toplumsal süreçlerden bahsetmiştir.[7]

François Louis Ganshof ise Feodal sistemi:  “Aristokratlara ait bir sistem olduğu ve çoğunlukla alt tabakada yer alan kesimi ilgilendirmediği gibi aristokratların arasında gelişen asker ve toprak eksenli oluşan bir sistem” olarak tanımlamıştır.[8]

Zamanla Feodalizmin tam bir tanımı olamayacağı ve tanımının her ulusa göre değişeceği ortaya çıkınca, ulusal feodalizm tanımları ortaya çıkmış, açıklama yapılmadan önce İngiliz feodalizmi, Fransız feodalizmi ve Alman feodalizmi gibi ulusal tabirler kullanılmıştır.[9]Bunun nedeni her ulusun kendisine ait hem kültürel, hem iktisadi özelliklerinin olmasıdır.

Feodalizm, yalnızca siyasi bir yönetim biçimi olarak değil, ekonomik bir rejim olarak da açıklanmış ve bunun yanı sıra bir toplum yapısı olarak da tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya göre, kral toprak sahibi olduğundan bir nevi baş aktör, kilise, senyörler, soylular yan aktör, köylüler, serfler ise figürandır.  Bu dönem ki toplumun özelliklerine değinecek olunursa da üç nokta çok önemlidir.

Birincisi, üretim tarzı, ikincisi, hiyerarşik bir toplumsal tabakalar düzeni, üçüncüsü ise, bir kültür ya da dünya görüşü sıkalasıdır.[10]

1.1. Feodalizmin Sahneye Çıkışı

Ortaçağ’da Avrupa’da yaşanan bazı olaylar, feodalite sistemini ortaya çıkarmıştır. Mesela, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması, Barbar istilaları, Avrupa’daki dengeyi değiştirmiştir.[11] Bu olaylar sonucunda ortaya küçük krallıklar çıkmıştır.

Mesela, feodalitenin mihenk taşını Merovenj hanedanlığı oluşturmuştur. Bu dönem uygulanan “Immunitas” uygulaması ile feodaliteye geçiş kolaylaşmıştır. 614 yılında Merovenj Kralı Clothar, toprak sahipleri ve aristokratların şiddetli baskıları sonucunda bir kararname yayınlayarak, her türlü toprak sahibine immunitas uygulaması yapılacağını açıklamış, bununla beraber bu uygulama vergi ve yargıda da kullanılmaya başlamıştır. Böylece feodalitenin ilk adımları Merovenj döneminde atılmıştır.[12] Daha sonrası Karolenj hanedanlığında da devam etmiştir. Merovenjler dönemi askeri hizmetler karşılığı olarak verilen Beneficum[13] sayısı, Karolenj dönemi giderek artmıştır. Bu dönem içinde malikane sistemi de etkin olmaya başlamıştır.[14] Ancak, diğer yöneticilerden farklı olarak Kral Charlemagne bu dönem merkezi otoriteyi güçlendirmeyi amaçlamış ve bu doğrultuda idari ve askeri görevlilere toprak dağıtırken, merkezden atadığı “Comes-Ducs” görevlileriyle toprağı da denetlemiştir.

Topraklar kişilere ölünceye dek verilmiştir. Ancak Kral Charlemagne’ın, merkezi otoriteyi güçlendirmek için yaptığı uygulamalar aksi yönde gelişme göstermiş, sonuç olarak iktidar, toprak sahipleri arasında paylaşılmıştır. Tüm bu hususlarla birlikte Avrupa’da feodalite sisteminin alt yapısının temelleri atılmıştır.

Ayrıca, köylü ya da serf, köyün başındaki senyörün Vassalı, köydeki Senyörde, kralın Vassalı olmuşlardır.[15] Bu sebeple, bazı yazılarda kralın aşağısındaki senyörün tanımı yapılacak olduğunda Vassal kelimesinden bahsedilmiştir.[16]

Bu husus doğrultusunda Kral Charlemagne önemli kişileri kendi Senyörü-Vassalı olarak atayarak böylece hem onların krala sadık olmasını sağlamış hem de yönetimi denetler nitelik kazanmıştır. Lakin bu denemeler, kesin olarak bir çözüm getirememiş, Kral Charlemagne öldükten sonra da olaylar karışmıştır. Kral öldükten sonra, vassalları kendi aralarında üstünlük yarışına girmişler, sonucunda da her biri aslında kendi bağımsızlığını ilan etmiştir. Özerk duruma gelen yöneticiler, arzuladıkları zaman topraklarını oğullarına da bırakabilir duruma gelmişlerdir. Feodaliteye doğru giden yolda gerçekleşen bu olaylar, aslında sonuca giderken yürünen yol olmuş, feodalite bu olayların sonucunda gelmiştir.[17]

Kral Charlemagne ile başlanan Feodalizmin ortaya çıkışı yoluna, Kavimler göçüyle devam edilmiş, bu göç sonrasında Avrupa’ya hareket eden Batı Hunları, burada birçok dengeyi değiştirmiştir. Hemen ardından Cermen Kavimlerin Avrupa’da bulunması, Müslüman, Slav, Macar istilaları ile de Feodalizm üst noktaya ulaşmış, “Feodal Çağ” olarak adlandırılmıştır.[18]

İstilalar ile Roma’nın yıkılışıyla artık Batı Avrupa’ya Cermenler etkin olmuş, burada kendilerine has küçük krallıklar kurmuşlardır. Öyle ki bu krallıklara “Feodalite Krallıkları” denmiştir. Bu Krallıklara; Got Krallığı, Kastilya Krallığı ve Aragon Krallıkları gibi isimler verilmiştir. Bu istilaların sonucunda aynı zamanda Avrupa’da Hıristiyanlıktan etkilenmiş,  Hıristiyanlık inancı buralarda yayılım göstermişti.[19] Kilise Ortaçağ Avrupası’nda toprak baronlarının en büyüğü haline dönüşerek, feodal sistemin sınıfsal hiyerarşisi içinde önemli bir yere yerleşmesine neden olmuştur.[20]

Tüm bu yaşananlar, feodalizmin ortaya çıkışını hızlandırmış, temel taşlarını oluşturmuşlardır. Hıristiyanlığın benimsenmesi ve küçük krallıkların ortaya çıkışı, Avrupa’da merkezi otoriteyi kökünden sarsmıştır. Avrupa’daki bu krallıklar giderek zenginleşmiş ve altlarında düşük ücret karşılığında halkı çalıştırmaya başlamışlardır. Özellikle kilise, bu açıdan en güçlü konuma gelmiştir. İstilalar nedeniyle pek çok insan kıyıma uğramış, bu insanların işledikleri topraklarda boş kalmıştır. Boş kalan topraklara, küçük krallıklar el koymuş, hem topraklarını büyütmüşler hem de yoksul halkı bir nevi kendilerine mecbur bırakmışlardır. Gittikçe kıtlaşan emek nedeniyle, boş toprakların işlenirliği artmış, bu da feodalizmin bir emek-rant ikilemi oluşturmasına sebebiyet vermiştir. 

1.2.Feodalizmde Kral, Senyör, Serf İlişkisi

Feodalizm, Kral ile onun altı olan soylular yani toprak sahipleri arasındaki sadakat ilişkisine dayanıyordu. İlk ortaya çıkışı böyle olmuştu. Kral, Senyörlerine-soylu yönetmeleri ve oradaki otoriteyi kontrol etmeleri için toprak veriyordu. Ancak ne zaman ki kral ölmüş oldu, kralın verdiği topraklar kalıcı olarak senyörlerine kaldı. Aslında senyörler bu durumu kendi çıkarlarına kullanmış oldular. Senyörler gittikçe güçlendi, daha fazla topraklara sahip oldular. Yeri geldi otoritesi sallanan krala kafa tuttular, yoksul halkı belli şartlar altında kendilere çalıştırdılar ve topraklarını miras yoluyla da kendilerinden sonra gelecek olan oğullarına bıraktılar. Senyörlük bir nevi hanedanlık gibi kendini seyreder bir hal aldı.

Senyörler, topraklarının olduğu bölgenin kralına vergi vermekle de yükümlüydüler ancak onların ödedikleri vergi miktar olarak fazlaydı. Bu sebeple, kralın en büyük geliri Senyörlerden gelmekteydi. Vergileri Senyörler üç şekilde ödeyebilirdi. Birincisi; Lordun çocuklarının evlenmesiyle, Senyörler, savaşta esir düştüğü zaman, fidyesinin ödenmesiyle, Senyörün toprak üzerinde miras elde etmesi sonucunda, krala vergi vermekle yükümlüydü.[21]

Senyörün, toprağında çalıştırdığı halka, Serf, köylü denilmekteydi. Serflerin yani köylülerin, çalıştıkları Senyörün toprağında yapmak zorunda oldukları görevleri vardı. Örneğin, Senyörün var olan malikaneleri aslında özel bir tarım işletmeleri özelliği taşıyordu. Buradaki işletmelerin bir kısmı köylülere bir kısmı da çiftçilik ve hayvancılıktan anlayanlara veriliyordu.[22][23]

Senyörler aynı zamanda yargılama yetkisine de sahiplerdi. Herhangi bir suç durumunda ceza verme yetkisi vardı. Ancak Senyör ve köylü, asla aynı mahkemelerde yargılanamaz, keza almış oldukları cezalar da eşit sayılamazdı. Haliyle, aynı suç işlense bile serf en ağır cezayı alırken, Senyöre bir şey olmazdı. Evlenmeler içinde belirli kurallar vardı. Örneğin, serf istediği biri ile evlenemez, ancak kendi düzeyinden bir ailenin kızını alabilirdi. Ya bir serf ile evlenebilir ya da evlenmelerine hiç izin verilmezdi.[24]

Ayrıca bu dönem hem serfleri olan hem de köylüyü yöneten Senyör cezanın yanı sıra, ticari hayatta da istediklerini yapabilirler, izin vermedikleri hiçbir mesleği köylüler yapamazdı. Mesela, avcılık ve balıkçılık yapmak yalnızca Senyörlerin hakkıydı[25]köylü böyle bir girişimde bulunursa cezalandırılırdı.

1.3. Feodalizmde Üretim İlişkisi

Feodalizmi, feodalizm yapan aslında emekti. Çünkü en fazla emek sarf eden köylüydü. Köylünün sarf ettiği emek sonrasında ortaya çıkan ürün, üçe ayrılırdı ve bölüşülürdü. Bunlardan birini, senyör alırdı. Biriyle köylü ailesinin geçimini sağlardı. Son pay ise, köylünün eline kalan üründü. İşte bu bölünme, feodalizmde rantı oluşturuyordu.

İlk başta köylü, fazla vaktini Senyörün toprağının işlemesine ayırıyor, bu durum onun için adeta angarya halini alıyordu. Aynı zamanda, köyde yapılacak herhangi bir değişiklikte, imar, ürün taşınması gibi durumlara da katılmak zorunda kalıyordu. Köylü, tarım yapabilmek için de Senyörün tarım aletlerini kullanıyor ama bunun karşılığın da para ödüyordu. Ayrıca, köylülerin kendi küçük işletmelerinde elde ettikleri mahsulün bir kısmı hep Senyöre veriliyordu.[26] Bazı köylüler rantın tümünü, senyörlere, zanaat eşyası olarak ödüyorlardı. Zaten çoğu kez, kendi köylerinin bütün gereksinmesini sağlıyorlardı, bu da onlara, bir miktar para biriktirme olanağı veriyordu.

Feodalitenin belki de en önemli özelliği, üretim ekonomisinin en başta dışarıya kapalı olmasıyken bu durum zamanla değişim gösterecekti. Senyörün köyünde üretim yapılmış, bazen yapılan bu üretim köye yetmez bir hal almış bu da ekonomik olarak düzeyi düşük toplumları ortaya çıkarmıştır. Ekonomik düzeyi gittikçe düşen toplum, tarımın yanı sıra zanaat ile de uğraşmaya başlamış, artık tarım, onlar için tek geçim aracı olmamıştır.[27] Zanaat ile uğraşan köylü, köyün dışına çıkmayı amaçlamış bunun için bazen Senyörden izin alarak, diğer köylerdeki panayırlara katılma olanağı bulmuştur. Artık bu köyün üretimi sınırlarını aşmış, kent-köy arası bağlantı kurulmasını sağlamıştır.

 Köylerinden ayrılan köylüler, gittikleri yerlerde kalmak için sarf etmiş, bu sebeple buralarda başka mesleklerde çalışmışlardır. Örneğin, kayıkçılık, avcılık yapmışlardır.[28] Farklı mesleklerde çalışan köylüler zamanla senyörün baskısından da kurtulur hale gelmeye başlamışlardır. Hatta bazen rant vermeyi reddetmişler ve eski köylerine geri dönmemişlerdir. Senyörün de gelip, köylüleri kollarından tutup götürmek gibi bir yetkisi de yoktur. Sonucunda köylüler hem para hem de özgürlüklerini kazanmış oluyorlardı.[29]

1.4. Feodalizmde Sınıfsal Yapı

Feodalitenin ortaya çıkışından itibaren, hiyerarşik bir sıra izlenilmiş, her kesim kendi yerini ve görevlerini bilmiştir. Bu hiyerarşik sırada Kral en başta yer almıştır. Kralın Vassalları, hem ekonomik hem de sosyal statüleri nedeniyle aralarında ayrışmışlar, hatta bazıları şatoları olmadığından alt sıralarda yer almıştır. Hiyerarşik sıraya bakılacak olursa;

1. Kral
2. Marki
3. Kont
4. Vicont
5. Baron
6.Şövalye

Şövalyelerin en altta bulunmasının nedeni kendilerine ait bir şatoları olmamasından ötürüdür.[30] Çünkü Feodalizmde, gücü simgeleyen belli başlı öğeler vardı. Bunlardan biri de şatolardı. Bu sebeple, şatosu olan biri hem güç hem de prestij sahibi olmaktadır. [31] Yalnızca çok önemli şövalyelerin kendilerine ait şatoları vardır. Soylular arasında da bir hiyerarşik sıra olduğundan, kendilerine verilen unvanlarda değişiklik göstermektedir. Örneğin, Marki, Kral’dan sonra çok daha fazla toprağa sahip olan ve krala bağımlı bir yöneticiyken, altındaki Kont ise, toprakları bir ülke olamayacak kadar küçük yöneticilere denmiştir. Daha sonra Baron, en sonda topraksız soylu statüsündeki Şövalyeler gelmektedir.[32]

SONUÇ

Avrupa’da Merovenjler ile başlayan Feodalizmin yolculuğu, istilalar, Roma’nın yıkılışı sonucu ortaya çıkan küçük krallıklar ile devam etmiş, tohumlarının gürleşmesi bu döneme denk düşmüştür. Bu krallıkların sahipleri yani senyörler ya da diğer adlarıyla soylular, köylüleri, serfleri himaye altına almışlardır. Merkezi otoritenin olmadığı bölgelerde gittikçe güçlenen bu senyörler, istedikleri gibi toprakları yönetmişlerdir. Kralın otoritesi olmadığı için savaşlardan, açlıktan ve daha pek çok şeyden korkan yoksul halk da el mahkum senyörlerin malikaneleri sığınmak zorunda kalmışlardır. Serfler, yeri gelmiş, senyörlerin topraklarını ekmişler, kölelik yapmışlar, nerde ihtiyaç varsa oraya koymuş, savaşlarda asker olmuşlardır. Senyör, köylünün efendisi, sahibi olmuştur. Ancak ne yazık ki fakir köylü buna ilk başlarda ses çıkaramamıştır.

Tarımdan sonra zanaat ile uğraşmaya başlayan köylü, bu yaptıkları satmak için senyörden izin alarak başka köylere, kentlere gitmiş, buralarda para kazanmıştır. Hatta öyle ki pek çoğu köyüne geri dönmemiş, gittikleri köyde kalmışlardır. Kazandıkları paralar ile de kendilerine ufak da olsa toprak almışlar, tarımdan, zanaatkara evrilen meslekleri tüccarlıkla son bulmuştur. Zanaatkarların artışı ile de ortaya loncalar çıkmaya başlamış, eskiden fakir statüsündeki köylüler, yavaşça bir üst kademeye doğru yol almış ancak bu kez de, zengin-fakir köylü kavramı ortaya çıkmıştır. Tüccarlıktan sonra giderek zenginleşen köylüler, daha sonra kapitalizmin de getiricisi olacaklardır. Bu sebeple Avrupa’yı baştanbaşa inşa edenin Feodalizm olduğu yadsınamaz bir gerçektir.[33]


[1] Selim Somçağ, Avrupa Feodalizminin Evrimi, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1994, s.9-10.

[2] Suavi Aydın, Metin Berge, “Feodaliteye Giden İki Yol Avrupa ve Bizans” Kebikeç Dergisi,1995.  S.1, s.115-144, ss. 117.

[3]  Mehmet A. Kılıçbay, Feodalite ve Klasik Dönem Osmanlı Üretim Tarzı, Efil Yayınları, Ankara, 2010, s.154.

[4]  Tolga Gümüş, “Feodalizm: Avrupa Tarihinde Yeni Yaklaşımlar” Tarih Araştırmaları Dergisi, C.16, S.41, s. 39-64, ss. 41

[5]  Murat Aydoğdu, “Ortaçağ Feodal Mülkiyet Anlayışı ve Osmanlı Hukukundaki Toprak Sisteminin Türk Hukukundaki Tarımsal İşletmelerin Mirasçılara Özgülenmesine Etkileri”, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 17, S. 2, 2016. s. 1-26, ss.3.

[6] Marc Bloch, Feodal Toplum, Çev.: Melek Fırat, Islık Yayınları, İstanbul, 2014, s.105.

[7] Gülsüm Tütüncü, Annales Ekolü, Toplumsal Tarih Çalışmaları Ders Notları, Dokuz Eylül Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, 2020, s. 36

[8] Ebru Erez, Feodal Sistemin Sosyal Hayat Üzerine Etkisi, Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi, Ortaçağ Ana Bilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Karaman 2017, s. 1.

[9] Gümüş, Feodalizm…, s. 41-42.

[10] Mehmet Ali Ağaoğulları, Levent .Köker, İmparatorluktan Tanrı Devletine, İmge Yayınları, Ankara, 2001, s.181. 

[11] Jacques Le Goff, “Ortaçağda Batı Avrupa”, Çev.: Nilüfer Uluç, Doğu-Batı Dergisi,2005, S. 33, s. 33-69, ss.15-16.

[12] Gül Akyılmaz, Halil Cin, Tarihte Toplum ve Yönetim Tarzı Olarak Feodalite ve Osmanlı Düzeni, Selçuk Üniversitesi Basımevi Yayınları, Konya, 1995, s.20.

[13] GEDİK: Toprak, artık özel mülk olarak verilmiyordu; egemen sınıfın temsilcileri, ancak kendi topraklarında silah altına alınan birliklerin başında kralın ordusunda hizmet etmeleri koşuluyla, malikâne ya da yurtluk denilen topraklara sahip olabiliyorlardı. Mülkiyetin bu koşullu biçimine, gedik deniliyordu. Gedikler, miras konusu (kalıtsal) olmuyor, ancak yaşam boyunca veriliyordu. Gedikten yararlanan kimsenin ölümünden sonra, yararlandığı yurtluk, krala ya da onun vârislerine geçiyordu. Ayrıca bknz: Zubritski, Mitropolski, Kerov, İlkel, Köleci ve Feodal Toplum, Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, 1979,  s.151.

[14] Akyılmaz, Tarihte…, s.23.

[15] www.kozmosungenetigi.org/feodal-dunya-ilk-ayrimlar/amp/ Erişim:16.05.2020.

[16] https://blogs.hisarschool.k12.tr/simlauckardes/2013/12/14/toplumsal-siniflar/ Erişim:16.05.2020.

[17] Umberto Eco, Ortaçağ Barbarlar-Hıristiyanlar-Müslümanlar, Çev.: Leyla Tonguç Basmacı, Alfa Basım Yayınları, İstanbul, 2015, s.121-123.

[18] Erez, Feodal…, s.16.

[19] Bloch, Feodal…, s.102.

[20] Bloch, Feodal…, s.523-562. 

[21] Oral Sander, İlkçağlardan 1918’e Siyasî Tarih, İmge Yayınları, Ankara, 2016, s.74.

[22] Ömer Lütfi Barkan, “Feodal Düzen ve Osmanlı Tımarı”, Hacettepe ve Boğaziçi Üniversiteleri Türk İktisat Tarihi Semineri, 1973, s.6; Aktaran; Enis Öksüz, Feodal Düzen ve Sosyal Değişmeler, Sosyoloji Konferansları 6, s.81-92, ss. 82.

[23] https://slideplayer.biz.tr/slide/3134935/ Erişim: 16.05.2020.

[24] Ömer Lütfi Barkan, Feodal…, s.15-16; Aktaran; Öksüz, Feodal…, s.83.

[25] Öksüz, Feodal…, s.83.

[26] Halil Berktay, Kabileden Feodalizme, Kaynak, İstanbul, 1983, s.268.

[27] Zubritski, Mitropolski, Kerov, İlkel, Köleci ve Feodal Toplum, Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, 1979, s.175.

[28] Zubritski, İlkel…, s.177.

[29] Zubritski, İlkel…, s.178.

[30] Georges Duby, Ortaçağ İnsanları ve Kültürü, Çev.: M. Ali Kılıçbay, İmge, Ankara, 2004, s.171-172.

[31] Pınar Ülgen, “Ortaçağ Avrupasında Feodal Sisteme Genel Bir Bakış”, Mukaddime, S.1, 2010, s.1-18, ss.7.

[32] https://tr.wikipedia.org/wiki/Soyluluk_unvanlar%C4%B1 Erişim: 16.05.2020.

[33] Ülgen, Ortaçağ…, s.3.

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.