Kadıköy Escort

arama

İsmail Hakkı Tonguç’un Işığında Köy Enstitüleri

  • paylaş
  • paylaş
  • Ferhat Altun Ferhat Altun
  • Beğen
    Loading...

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel “Türk vatanının dağlarında, bayırlarında ve kırlarında, hatta en ücra yerlerinde kendi başına açıp solan hiçbir çiçek bırakmayacağız” diyordu.

Öyle de oldu. Vatansever devlet adamları, idealist öğretmenler ve vatan toprağını aydınlatan güneş timsali 21tane“Köy Enstitüsü”ile kendi başına açıp solan hiçbir çiçek bırakılmadı.

Tuttu bu maya. Anadolu kocaman bir yangın yerine döndü. Aydınlanma ateşiydi bu, yürekleri, beyinleri pırıl pırıl aydınlatırken, hurafeleri, cehaleti, geriliği kendi karanlıklarına hapseden.

1.500 kadarı kadın olmak üzere 17.341 köy enstitülü öğretmen, 8.675 eğitmen ve 7.300 sağlıkçı yetiştirildi. 15.000 dönüm işe yaramaz arazi verimle hale getirildi, 1.200 dönüm bağ ve 250 dönüm sebzelik yapıldı, 250.000 ağaç dikildi, 900.000 hayvan yetiştirildi, yaklaşık 700 bina ve 100 km yol yapıldı. Bunların çoğu öğretmen, öğrenci, köylünün katkılarıyla ve devlet bütçesinden çok az kaynak alarak gerçekleştirildi.

(21 adet Köy Enstitüsü ve bulunduğu iller)

Köy Enstitülerine Neden İhtiyaç Duyuldu?

  XVI. yüzyıldan itibaren Rönesans, Reform, Coğrafi Keşifler, Sanayi Devrimi, Fransız İhtilali gibi dünyadaki aydınlanmaların öneminin kavranamaması; merkezi yönetimin bozulması ve eyalet sisteminin sakıncaları; ekonomik yıkım ardından gelen yoksulluk, sefalet, karaborsacılık, rüşvet ve talan; idari, mali, adli ve ticari kapitülasyonlar; üretim ve gelir kaynakları üzerinde devlet yönetiminin kaybolması; hesapsız ve kontrolsüz iç-dış borçlanma; ithalata bağımlılık ve açık pazar halini alma; tarım veya sanayii toplumu olamama; eğitim kurumlarının bilimden uzak iptidai durumu; Osmanlı Devleti’nin yüzyıllardır savaşlarla uğraşması ve sonucunda topraklarının işgale uğraması Türk Milleti’ni ziyadesiyle eğitim ve öğretimden uzak bırakmıştı.

Türk Milleti bir yandan bağımsızlık savaşı verip milli egemenliğe dayalı tam bağımsız milli bir devlet kurma mücadelesi verirken bir yandan da eğitim atılımlarıyla da varoluş savaşı vermekteydi.

1920’li yıllarda okuma-yazma oranı %7 iken (Bu oranın önemli bir kısmını da askerler, yabancı diplomatlar, yabancı tüccarlar, Ermeni ve Rum azınlıklar oluşturmakta), her türlü çabaya karşın 1940’larda okuma-yazma oranı ancak %24’lere erişebilmişti. 1940’larda toplam nüfusun %80’i köylerde yaşamakta olup köylerde okuma-yazma oranı %10’du.

Köyler eğitim, sağlık ve çağdaşlaşma olanaklarından uzaktı. Bu yaygın cehaletle etkin mücadele edebilmek, öğretmen ve okul kanalıyla bunu yaparken de köylerin idari, sosyal ve ekonomik yapısında değişimler ve gelişmeler sağlamak amacıyla “Köy Enstitüleri” kurulmuştur.

Bir anlamda küçük yerleşim yerleri olan köylere “yerel aydınlar” yetiştirilmek hedeflenmekteydi. Böyle bir projeyle köyden kente göç engellenecek, demografik yapı korunacak ve geri kalmış bölgeler kalkınacaktı.

Adım Adım Köy Enstitülerine Doğru

Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından önce 22 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmada:

“Yurdumuzun en bakımlı, en şirin, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı dize getiren başarının sırrı nerededir, biliyor musunuz? Orduların yönetilmesinde, bilim ve fen ilkelerini rehber edinmemizdir. Milletimizin siyasi ve içtimai hayatı ile milletimizin düşünce eğitimde de yol göstericimiz bilim ve fen olacaktır”demişti.

Ünlü eğitim teorisyeniJohn Dewey 1924 yılında Türkiye’ye davet edildi. İlköğretimin yaygınlaştırılması için John Dewey’in tavsiyesi ile dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necatitarafından ilk Köy Enstitüsü’ne model olacak Köy Muallim Mektepleri açıldı.

John Dewey “Eğitim yaşama hazırlık değil yaşamın kendisidir”demiş ve daha sonra ülkemize gelerek Köy Enstitülerini gördükten sonra “İşte hayalim budur” demiştir.

Tamamen Türkiye’ye özgü olan Köy Enstitüsü, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan; bilgi ve işin iç içe olduğu okul türüydü.

(Köy Enstitüleri Müfredatı)

Kuruluş amacı; güçlü bir vatandaş yetiştirmek, ülkenin sosyo-kültürel ve ekonomik hayatında söz sahibi olan, bilime inanan, iç ve dış sömürüyü yazgı saymayan, aydın, eğitimli, okuma-yazma bilen, tarımda teknolojinin olanaklarından da yararlanılması istenen, meslek erbabı olmalarına olanak tanınan, genel kültürle donatılmış, ülkenin kalkınmasını hızlandıracak bireyler yetiştirmekti.

Projenin başına aynı zamanda bir öğretmen olan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç getirildi.

İsmail Hakkı Tonguç bir gün meclis konuşmasında “Köy çocuklarını köyden alıp şehirde okutmak hatadır… Biz bunun zararlarını gördük… Çocuklar köye geri dönmek istemiyor” ve köy çocuklarının köyde kalması gerektiğini söylemiştir. Böylelikle çocuklar köyde kalacak ve yatırımlar da köye yapılacaktı. Köy-şehir dengesi korunacaktı.

İsmail Hakkı Tonguç’un görüşleri, sadece köy öğretmeni yetiştirmeyi hedef alan bir eğitim atılımını değil, köy kalkınmasına önderlik edecek insanları yetiştirecek hatta köyleri ve köylüleri kalkındıracak köklü bir reform planını haber veriyordu.

Tonguç’un deyimiyle “Bir gaye, bir fikir, bir duygu için toplanmış yüzlerce kararlı delikanlı bu ülkenin kaderini değiştiriyordu”.

17 Nisan 1940’ ta 3803 Köy Enstitüleri Yasası çıkarıldı. Gazeteci Uğur Mumcu’ya göre; “Türk toplumu, iki büyük ve başarılı sivil örgütlenme gerçekleştirmiştir: Biri Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Kuvay-ı Milliye, diğeri ise Köy Enstitüleridir”.

Köy ağalarının, aşiret ve tarikatların himayesinden koparılıp, aydınlık yarınlar için çabalayan bir nesil yetiştirmek için her türlü imkanı kullanan köy enstitülerinde Cumartesi günleri tartışmalara ayrıldığı için ders yapılmazdı. Cumartesi günleri öğrenciler akıllarına takılan ve haksızlık yapıldığını düşündüğü konuları hiç çekinmeden sorarak ilgili kişiden cevap beklerdi. Buna okul müdürü ve öğretmenler dahildi. Köy enstitülü öğrenciler saygı ve eşitlik çerçevesinde eğitiliyorlardı. Örneğin herkes aynı kazanda pişen yemeği, aynı kaplardan yararlanarak aynı yemekhanede yiyordu. Köy Enstitüleri’nde işlerin büyük çoğunluğu yönetici, öğretmen ve öğrenci üçlüsü birlikte gerçekleştiriyordu.

Bu düzenin devamlılığı için Köy Enstitüleri’ni tek tek gezen ve sık sık genelgeler yollayan İsmail Hakkı Tonguç, Cumartesi günü herkesin duyabileceği şekilde tüm enstitülerde okunmasını istediği bir genelge yayımlardı.

Genelge içeriği şu şekildeydi: “Hiçbir öğretmen hiçbir öğrenciye el kaldıramaz. Kötü söz söyleyemez. Eğer yaparsa, öğrencinin de aynı şekilde mukabele etme hakkıdır.”

Kendi binalarını kendileri yaptılar. Modern tarım tekniklerini, makineleri kullanmayı, ekip biçmeyi öğrendiler. Kendi ekmeklerini pişirip, kendi sebze ve meyvelerini ektiler, hayvancılık yaptılar. Kısacası üretmeyi öğrendiler.

Aşık Veysel gibi üstatlardan enstrüman ve müzik eğitimi aldılar. Hem Anadolu türkülerini hem de klasik batı müziğini en iyi şekilde öğrendiler. Bağlama ve piyanoyu her öğrenci çalabiliyordu.

Anadolu’da binlerce yıl sonra kurulan ilk amfi tiyatronun, köy enstitülerinde eğitim gören öğrenciler tarafından yapıldığını ve bu amfi tiyatroda çevre köylerden gelenlere şiirler okunup müzik gösterileri yapıldığını, Shakespeare, Moliere ve daha birçok dünya klasiğinin tiyatro oyunu haline getirilip sahnelendiğini bugün kaçımız bilmektedir?

Bugün bile birçok kişinin okumakta zorlandığı dünya edebiyat klasiklerinden her öğrencinin yılda 25 tane okumak zorundaydı.

O kadar başarılı olmuştu ki, Türkiye’nin en ücra köşelerinde piyano, keman, mandolin ile Mozart’ın parçalarını çalan, tiyatro oyunu sergileyen 8 bin öğretmen mezun olarak köylerine umut ışığı olarak geri döndüler.

Tek bir amaçları vardı.

Eğitim bitip, 5 yılın sonunda köylerine geri döndüklerinde, doğup büyükleri toprakları daha da aydınlık hale getirmek.

Nobel Kimya Ödülü’nü alan Prof. Dr. Aziz Sancar, yaptığı bir konuşmada “Beni yetiştiren Köy Enstitüleri mezunlarıdır” dediği Köy Enstitüleri, daha ilk günden toprak ağalarının ve tarikat liderlerinin karşı geldiği bir sistemdi.

Kristal Elma Festivali’nin 2. gününe, Prof. Dr. Aziz Sancar’ın sözleri damga vurdu. Sancar, “Atatürk ve Cumhuriyet’in bilimsel devrimlerine çok şey borçluyum” dedi ve “Rol modelinin Atatürk” olduğunu söyledi.

Aldığı Nobel Kimya Ödülü’nü götürüp Anıtkabir’e armağan eden müstesna, milli ve tarihi gururumuz Prof. Dr. Aziz Sancar, “Nobel, Cumhuriyet ve Atatürk sayesinde kazanıldı” dedi.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü eski müdürü Rauf İnan ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Köy Enstitüleri’nin kapatılmasının ‘Atatürk Devrimleri’ karşıtlarınca başlatılan bir ‘Karşı Devrim’ hareketi olduğunu söylemişlerdi.

Parlamentoda bütçe görüşmelerinde milletvekili Emin Sazak’ın köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar demesi üzerine Hasan Ali Yücel, “Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir” şeklinde cevap vermişti.

1945’lerden itibaren etkisizleştirilen ve itibarsızlaştırılan Köy Enstitüleri 1954 yılında kapatılmıştır.

(İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü-Şirinyer)

(İzmir’de 1912 yılında Amerikan Koleji olarak inşa edildi. Sonra bedeli ödenerek devletleştirildi ve Kızılçullu Köy Enstitüsü yapıldı. 1950’de kapatıldıktan sonra yerine Şirinyer NATO Vecihi Akın Kışlası kuruldu)

Köy Enstitüleri yoksul halk çocuklarıydı, verdiği mezunlarla bir dönem ülkemizin geleceğini aydınlattı. Kapatılmasaydı çok daha parlak bir gelecek bizleri bekliyor olacaktı. Köy Enstitüleri Türkiye’nin “Küçük Amerika” olma sürecinde kapatıldı ve milli eğitimimiz büyük bir yara aldı. Yaralarımızı sarmanın ve eğitimde köklü çözümlerin yolu, tarihimizin büyük birikiminde yatmaktadır.

24 Haziran 1960 yılında aramızdan ayrılan Köy Enstitülü öğrencilerin tabiriyle “Tonguç babanın” vefatının sene-i devriyesinde, başta Başöğretmen M. Kemal Atatürk olmak üzere, Köy Enstitüleri’nin mimarları İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel, Mustafa Necati Uğural ve ebediyete intikal etmiş tüm Köy Enstitülü yönetici, öğretmen ve öğrencilerini saygı, minnet ve şükranla anıyoruz.

Son olarak;

M. Kemal Atatürk, Hasan Ali Yücel, Mustafa Necati, İsmail Hakkı Tonguç gibi isimlere sadece tabelalarda yer verip, isimlerine köşeler düzenleyip, özel günlerde klasik anma törenleri tertip etmekle yetinip; fikri ve kalbi olarak gençlerimizin, kurum ve kuruluşlarımızın benliğine işleyemezsek eğer Cumhuriyet aydını Mustafa Necati Bey’in adını taşıyan kültür evine, Atatürk’e ‘firavun’ diye hakaret eden Nuri Pakdil gibi bir meczubun adının verilmesini daha çok izleriz.

KAYNAKÇA:

Ahmet Özgür Türen, Köy Enstitüleri Dosyası Türk Rönesansı, Destek Yay, İstanbul, 2018

Ahmet Seyrek, Köy Enstitüleri, Dorlion Yay, Ankara, 2019

Ahmet Köklügiller, Köy Enstitüleri Nedir? Ne Değildir?, IQ Yay, 2015

Bahattin Fırtına, Köy Enstitülerinde Usta Öğreticiler, İzmir, 2003 

Engin Tonguç, Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç, Ant Yay, İstanbul, 1970

Fakir Baykurt, Unutulmaz Köy Enstitüleri, Literatür Yay, 2016

İlhan Başgöz, Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı ve Atatürk, T.C. Kültür Bakanlığı Yay, Ankara ,1999

Kemal Kocabaş, Kızılçullu Köy Enstitülü Yıllar, İzmir, 2011

M. Asaf Aktan, Köy Enstitüleri’yle Canlandırıcı Eğitim Yolunda, Etki Yay, İzmir, 2008

Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yay, İstanbul, 2011

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Cilt II, Atatürk Araştırma Merkezi Yay, Ankara, 2012

Türkler, Cilt 17, Ankara, 2002

(Bu yazı Gazete Karşıyaka’da Ferhat Altun’un köşesinden alınmıştır)

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.
  • Mustafa Şerif
    4 ay önce

    Yazınızı büyük bir keyifle okudum. Tarihimle ve vatansever insanlarımızla birkez daha gurur duydum.
    Gerek edebi, gerek içerik, gerek kurgu, gerek belge olarak muhteşem bir yazı olmuş.
    Konuyla ilgili temel kaynak olarak nitelendirebileceğimiz 14 kaynaktan faydalanıp bunları da makalenin sonuna eklemeniz akademik olarakta değer katmış yazınıza👍
    Belli ki çok emek verilmiş bir yazı.
    Candan tebriklerimle, varolun siz Ferhat Bey👏👏👏

    10
    yorum beğen