Kadıköy Escort

arama

Ben Buraya Mondros’tan Değil, Mudanya’dan Geliyorum

  • paylaş
  • paylaş
  • Tarih Tarih Tarih Tarih
  • Beğen
    Loading...

3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos Antlaşması’nı imzalayan Saffet Paşa attığı imzanın üzüntüsüyle salondan ağlayarak çıkmıştır. Bu tarihten itibaren yaklaşık yarım asırlık bir zaman içerisinde Osmanlı devlet adamları hangi antlaşma masasına oturdularsa Saffet Paşa’nın yaşadığının bir benzeri ile karşılaşmışlar ve muhtemeldir ki aynı duygularla masadan kalkmak zorunda kalmışlardır.[1]

            Bu tarihten tam 40 yıl sonra, 30 Ekim 1918 tarihinde, Mondros’ta Osmanlı adına imza koyan Rauf Bey de aynı burukluk içerisinde imza attığını söylemek pek yanlış olmayacaktır. Rauf Bey, Mondros’a gelirken Ahmet İzzet Paşa Kabinesi’nden aldığı talimat gereği Osmanlı adına varılacak en iyi şartları sağlama görevi ile Agememnon Gemisi’nde masaya oturmuştur. İngiliz General Calthorpe, İngiliz Hükümeti’nin taleplerini tek tek sıralarken Rauf Bey’in, savaş kaybetmemiş bir devletin temsilcisi gibi eşit şartlarda masaya oturan bir murahhas izlenimi aldığında Rauf Bey’i “ İngiltere’ye mağlup bir ülkeymiş gibi davranıyorsunuz. Türkiye buraya barış isteyen bir ülke olarak geldi. Büyük ya da küçük her şeye itiraz ediyorsunuz. İtilaf Devletlerinin yenilgiye uğramış taraf olduğu düşüncesindesiniz. “ diyerek Rauf Beyi adeta azarlamıştır.[2] Görüşmelerin sonuna doğru ise daha da ileri giderek “ İki milletin savaşta olduğunu ve bu konuları tüccarlar gibi tartışmayacaklarını” söyleyerek “ Şunu bilmelisiniz ki, savaşı bitirmeyebiliriz. Bu akşam öyle ya da böyle bunu bitirmek zorundasınız “ şeklindeki ifadeleriyle İngiltere’nin şartlarını kabul ettirmiştir.

            Rauf Bey, yayınladığı anılarında “… Bütün cepheleri çözülüp artık hiçbir noktada tutunamayacak hale gelmiş olan biz ne yapabilirdik” ifadeleri ile içinde bulunduğu durumun Saffet Paşa’nın yaşadıklarından pek farklı olmadığını ortaya koymaktadır.[3]

            Yüzyılların intikamını tekrar hatırlatırcasına Agamemnon gemisinde atılan imzadan yaklaşık dört yıl sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi “ Düşman, vatanın harim-i ismetinde boğulmuştur.”[4]  9 Eylül 1922 tarihinde Emperyalizmin Yunan kuvvetleri Akdeniz’e dökülürken, yönünü Boğazlar ve Trakya istikametine çeviren ordumuz, bu kez Çanakkale ve İstanbul boğazlarında İngiliz birlikleri ile karşı karşıya gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa, İtilaf Devletlerine gönderdiği notalarda, muzaffer bir orduyu tutmakta zorlandığını, eğer barış isteniyorsa, derhal, Yunan kuvvetlerinin Doğu Trakya’dan çekilerek buranın Türk idaresine bırakılmasını şart koşmaktadır.

            Türk düşmanlığı ile nam salmış İngiliz Başbakanı Llyod George, hem kendi sömürgelerini hem de Müttefik devletleri Anadolu’da yeni bir savaşın içine atmak için çok çabalamasına rağmen bunda başarılı olamamış ve 3 Ekim 1922 tarihinde Mudanya’da masaya oturmak zorunda kalmıştır.[5]

            Konferansın daha ilk oturumunda toplantıya kimin başkanlık edeceğine dair soru, İsmet Paşa’nın diğer Müttefik generallere masada yer göstermesiyle çözülmüştür. Bu sefer müzakere ortamı çok farklıdır: Saffet Paşa’nın gözyaşlarını dökerek salondan çıktığı günden bu zamana kadar hep yenik bir devletin murahhaslarını (üyelerini) bulmuş büyük! devletler, bu sefer muzaffer Türk ordularının komutanları karşısındadırlar. İngiliz ve Türk kuvvetlerinin karşı karşıya geldikleri Çanakkale cephesindeki İngiliz kıtaatı ise Türk süvarisinin kanı kurumamış süngüleri ve Türk piyadesinin soğumamış namlularını, alelacele çektikleri tel örgülerin yanı başında, burunlarının dibinde bulmuşlardır. 

   Panik halinde olan İngilizlerin, bu krizi atlatmak için uyguladıkları politikalar da Fransız ve İtalyan müttefiklerince geri çevrilmiştir. Mütareke görüşmelerinin üçüncü günü Türk ve İngiliz tarafları arasında büyük bir kriz çıkmıştır. İngilizler, Doğu Trakya’nın teslimini uzatıp bölgede toparlanma için zaman kazanmak peşindedir. İşte bu noktadan itibaren Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya 5 Ekim 1922 tarihinde şu emri gönderir: “Yunan ordusu ve Yunan idaresinin Edirne ve Meriç’in batısına çekilmesi, derhal TBMM’nin söz konusu bölgeyi teslim alması… Harekâta ara verilmesi hakkındaki salahiyetiniz 6 Ekim öğleden sonra saat altıdan itibaren kaldırılmış olduğunu tebliğ ederim.” [6]

Mustafa Kemal Paşa’nın bu emrinden sonra, Yunan birlikleri, tek bir mermi dahi atılmadan, Meriç Nehri’nin batısına çekilerek, Doğu Trakya Türk idaresine teslim edilmiştir.

İşte tarih tekerrür etmektedir ama bu kez Mondros’taki durum Mudanya’da tersine çevrilmiş, General Caltrop’un, Rauf Bey’e verdiği ültimatomu bu sefer Mustafa Kemal Paşa, Mudanya’da General Harington’a vermiştir. Bu noktadan itibaren İngilizlerin yapacağı bir şey kalmamıştır. Ve kuvvetle muhtemeldir ki General Harington: “Anadolu’nun tüm cephelerinde çözülüp artık hiçbir noktada tutunamayacak hale gelmiş olan İngiltere ne yapabilirdi?” diye içinden geçirmiştir.

Mudanya Konferansı 11 Ekim 1922 tarihinde imza edildi ve Kasım ayı içerisinde Lozan görüşmeleri başladı. Türk heyetine yine İsmet Paşa başkanlık ediyordu. Konferans ise Lord Curzon başkanlığında sürdürülüyordu. Görüşmelerin uzadığı bir gün Lord Curzon, İsmet Paşa’nın kararlı ve akıllıca yürüttüğü müzakereler karşısında sinirlendi ve İngiliz kibriyle sık sık Mondros Antlaşması’nın maddelerini hatırlattığı bir sırada İsmet Paşa, Lord Curzon’a şu tarihi sözleri söyledi: “ Ben buraya Mondros’tan değil Mudanya’dan geliyorum.”[7]

 Çoktan rahmete kavuşan Saffet Paşa’nın gözyaşları İsmet Paşa’nın bu karşılığı ile dinmiş midir bilinmez, ancak Lozan Antlaşması gibi büyük bir diplomatik zafere imza atan tunç yüzlü Mustafa Kemal’in askerlerinin, 97 yıldır bize gurur gözyaşları döktürdüklerini yürekten söyleyebilirim. Vatan size minnettardır.

SİNAN MİSER


[1] Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, C 1, Remzi Kitapevi, İstanbul, Haziran 2013,  s. 77.

[2] Mahmut Akkor, Mağlubiyetten Zafere İki Mütareke İngiliz Tutanaklarında Mondros ve Mudanya, Kriter Yayınları, İstanbul 2019, s. 121.

[3] Rauf Orbay, Siyasi hatıralar, Örgün Yayınevi, İstanbul,Aralık 2018, s. 185.

[4] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C 13, s. 361,

[5]  Ali Naci Karacan, Lozan, Türkiye İş Bankası Yayınları, Mart 2018s. 15.

[6] TBMM GCZ, 7 Ekim 1922, 23/114-3, s. 900.

[7] Bütün Dünya Dergisi, S.10, Ekim 2019, s 19.

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.