Kadıköy Escort

arama

Türk Kültür Devrimi

  • paylaş
  • paylaş
  • Tarih Tarih Tarih Tarih
  • Beğen
    Loading...

Türk Devrimi’nin boyutunu sorgularken, “kültür”ün ne olduğu sorusu önem kazanmaktadır.

            En yaygın ve klasik tanımıyla kültür, tarihsel süreç içerisinde toplumda oluşan bir yaşam biçi, bir davranışlar ve değerler bütünüdür.

            Kültür kalıplaşmamıştır. Günün koşulları, toplumun gereksinimleri ve bireylerin yetenekleri doğrultusunda değerlendirilen ve yorumlanan, belli oranda değiştirilen ve geliştirilen bir kalıttır.

            Kısacası, kültür değişebilir, hatta değişmelidir. Ancak bu değişimler, ortaya çıkışları ve uygulamadaki yöntem bakımından ele alındığında, “ serbest” ve “zorunlu” olarak ikiye ayrılır.

            Serbest değişimler, toplumların birbirlerini etkilemelerinden kaynaklanır. Zorunlu değişmeler ise, dıştan gelen bir zorlama ya da ülkedeki siyasal iktidarların belli bir amaçla ve devlet gücünü kullanarak yaptıkları değişikliklerdir. Türk Devrimi de bir zorunlu kültürel değişmedir, esasında.[1]

            Benzer bir saptamada bulunan Siyasal Bilimci Huntington, reformcular için iki strateji olduğunu söyler:

            1- İlk başta gerçek amaçların tümünü ortaya koymak ve bunları aynı anda zor kullanarak gerçekleştirmek. (Kök-Root Yöntemi ya da Yıldırım Savaşı-Blitzkrieg)

            2- Kapıyı aralamak, ayağını kapının aralığına koyup sırayla, yapılabilirlik ölçüsüne, kabul oranına ve yetisine göre aşama aşama amaçları gerçekleştirmek. (Dal-Branch Yöntemi ya da Fabian yaklaşımı)[2]

            Bir yönüyle kültür devrimi de olan Türk Devrimi, “ halka rağmen, halk için” (zorla) ama tedbirli adımlarla ( Fabian yaklaşımı) gerçekleştirilen bir yenilik hareketidir.

            Türkiye, İran ve Pakistan’ın oluşturdukları Bölgesel İşbirliği (RCD) çerçevesinde, Türkiye’deki gelişme ve değişmeler “Atatürk Önderliğinde Kültür Devrimi” olarak nitelendirilmiştir. Yine Alman araştırmacılardan G. Adolf Sonnenhal de Atatürk’ün girişimini bir kültür devrimi olarak nitelemiştir.

            Atatürk’e göre, “Kültür, bir ulusun tarihsel gidişini gösteren bir harekettir.” Kültür tarihsel bir akış, bir haraketlilik olduğuna göre ondaki değişikliğin çağın gereklerine uygun olması da toplumun yararınadır. Bu yönüyle, kültür geliştirilebilir ve geliştirilmelidir. Bu nedenle Atatürk uygarlık alanında olduğu gibi kültür alanında da hep gelişmeden, ilerlemeden söz etmektedir.[3]

            Türk Devrimi de, toplumsal bir devrime dönüşmüş ulusal bir yenilenme hareketidir. Ulusça bir diriliş ve yeniliği temsil eden bu hareket, dışarıda işgalciye, içerde sultan ya da halifeye karşı birlikte yapılmıştır. Milleti batı kültür ve zihniyetine götüren kökten sosyal bir değişikliktir.[4]

            Atatürk’e göre devrim/inkılâp, mevcut müesseseleri zorla değiştirmek ve Türk milletini son asırlarda geri bırakılan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni icaplarına göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymaktır.[5]

            Bu tariften de anlaşılacağı üzere, devrim sadece basit bir yönetim değişikliği değil, temel kurumları da kapsayan çağdaş bir değişiklik hareketidir.

            Nitekim, Paul Gentizon’un da ifade ettiği gibi, “ Türk İnkılâbı Türkiye’de doğu kültürü yerine batı kültürünü kurmuş, softa zihniyeti yerine modern zihniyeti getirmiş ve şeriat zihniyetinin söndürdüğü milli şuuru, milletin ruhunda uyandırmıştır. …Hulasa, 1922’den 1928’e kadar Türkiye’de cereyan eden hadiselere benzer bir şey bütün dünyada vukua gelmiş değildir. Tabir caizse, bütün bir millet derisini değiştirmiştir.”[6]

            Türk Devrimi, amaç, hazırlanış ve uygulama yönlerinden dünyadaki diğer devrimlerden çok farklıdır. Bischoff’ın ifade ettiği gibi, “ Türk İnkılâbının bir başka hususiyeti, ondaki pragmatik mahiyet ve her türlü teorik ve ideolojik hazırlığın yokluğudur.

Öyle ki, Türk İnkılabı hiç meydanda yokken, birden hakikat olmuştur. Tarih böyle bir ideolojik hazırlık için, ne Mustafa Kemal’e ne de Türk milletine vakit bırakmamıştır. Her ikisi de İnkılâp yapmak vaziyetine getirilerek tarih içinde irticalen bir takım işler yaratmak mecburiyetinde bırakılmışlardır.”[7]

            Devrimle, Türk milleti siyasi ve hukuki anlamda modern bir devlet, sosyal yönüyle de ileri ve medeni bir toplum olmayı tercih etmiştir.

            Atatürk, devrimini şu sözlerle açıklamaktadır: “ Uçurumun kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız devrimler… İşte Türk devriminin bir kısa deyimi.”[8]

            Atatürk’ün çökmekten kurtarmaya çalıştığı Türkiye’yi göz önüne alalım; milletin çok ilkel, geri bırakılmış bir kesimi, “ akıl dışı eski uygulamaları” bırakmakta kararsız, uygarlık ilkelerine karşı çıkıp ilerleme çabalarını engellemeye çabalıyordu.

            Bazen Atatürk’ün silah arkadaşlarının da içinde yer aldığı bu grup, O’na “ülkeyi modern ve akılcı bir temele oturtmak amacıyla giriştiği reformlardan dolayı kızıyorlardı.

            Tüm bu engellerle mücadele eden Mustafa Kemal sayesinde, kendisini köstekleyen teokratik zincirden ilk kez kurtulan yeni Türkiye, Gentizon’un ifadesiyle “bugüne kadar (1923) erişemediği şeye ulaşmış ve Avrupalı bir devlet olmuştur.

            Şu da bir gerçektir; Türkiye bu son yıllarda, tarihin en şaşırtıcı dönemini yaşadı. Bütün dünyanın onu, çökmüş, can çekişiyor sandığı sırada, o birden insanüstü bir çaba ile doğruldu ve harekete geçti.

            …Atatürk devrimiyle gerçekleştirilen değişiklikle sadece şekil ve görünüşten ibaret basit şeyler değildi. Yıkılan sadece sultanlık ve halifelik değil, gerçekte bütünüyle eskimiş Doğuydu. Yüzyıllardan beri, teokratik efsanelerden, ilahi kurallardan, zamana uymayan geleneklerden, akıl dışı kanunlardan, eskimiş rutin adetlerden yapılmış değişmez bir kalıp içinde zehirlenmiş olarak uygar milletlerin dışında yaşayan bu Turan’lı millet birden hayatın ve aklın çağrısına uyarak yerinden fırladı. Şeriat kanununun soğuk ve donmuş dogmalarından oluşan ipliklerle organları bağlandığından beri krizalit durumunda olan o, şimdi kendi kanatlarıyla serbestçe havada uçmaktadır.”[9]

            Özetlemek gerekirse, Türk Devrimi’yle Batı’ya rağmen batılılaşmak yoluna gidilmiştir. Ayrıca bu devrim, eski reform hareketlerine kıyasla bir devamı değil, bir aşamayı ortaya koymaktadır.

            Ünlü sosyolog Pitirim A. Sorokin’in de dediği gibi, devrim halkın davranışlarında, psikolojisinde, ideolojisinde, inanaçlarında ve değerlendirilmesinde değişmeler meydana getirmiş, toplumu tepeden tırnağa yenilemiştir.

            “Fütühat’ın iki safhası vardır: Biri kılıç, diğeri saban…”[10] Kılıca dayanan zafer bir fetih aracıdır; yeni bir devletin kuruluşuna da temel olabilir. Ne var ki, önemli olan zaferi kazanmak değil, sürdürmektir. Bunun aracı ise gerçek zaferin simgesi olan sabandır, tarımdır, üretimdir, ekonomik ve sosyal alandaki başarılardır.

            Atatürk’ün kültürel ya da sosyal alanda gerçekleştirdiği, ilk bakışta değişik kökenli, fakat kendi aralarında bağlantılı olan toplumsal değişimler, hayatımızın tümünü kapsayan ve bizi bugünkü çağdaş düzeye getiren “geçiş” öğeleridir.

            Genel hatlarıyla işaret etmeye çalıştığımız bu değişimler ya da geçişler şunlardır:

  • Tarım Toplumu—Sanayi Toplumu
  • Kırsal Yerleşme—Kentsel Yerleşme
  • İki Katlı Sosyal Yapı—Çok Katlı Sosyal Sınıf Yapısı
  • Tebaa—Vatandaş
  • Diktatörlük—Demokrasi
  • Teokratik Toplum—Laik Toplum
  • Tekçi Toplum—Çoğulcu Toplum
  • Yasal Eşitlik ve Özgürlük–Gerçek Eşitlik ve Özgürlük
  • Kapalı Toplum—Açık Toplum
  • Kaderci, Gelenekçi Toplum—Akılcı, Yenilikçi Toplum
  • Yolsuz, Habersiz, Örgütsüz Toplum—Bütünlükçü, Bilinçli Toplum.

ŞEYDA BELHAN


[1] TURAN, Şerafettin, Türk Devrim Tarihi (Yeni Türkiye’nin Oluşumu) (1923-1928), İstanbul, 1998, s.118-119.

[2] KİLİ, Suna, Atatürk Devrimi, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., 2. Baskı, ş.y., t.y., s.164.

[3] TURAN, Şerafettin, a.g.e., s.118-122.

[4] TİMUR, Taner, Türk Devrimi Ve Sonrası, İmge Kitabevi yay., 3. Baskı, ş.y., Eylül, 1994, s.241; ve yine bkz. EROĞLU, Hamza, Türk İnkılâp Tarihi, Savaş yay., Ankara, 1990, s.25.

[5] İNAN, Afet, Atatürk Hakkında Hatıralar Ve Belgeler, 2. Baskı, Ankara, 1968, s. 259.

[6] GENTIZON, Paul, Mustafa Kemal Ve Uyanan Doğu, (çev: Fethi Ülkü), Bilgi Yayınevi yay., 2. Baskı, ş.y., Ekim, 1994, s. 266-267.

[7] BISCHOFF, NobertVon, Türkiye’deki Yeni Oluşun Bir İzahı, (çev: Burhan Belge), Ankara, 1936, s. 231’den akt. Hamza Eroğlu, a.g.e., s.26.

[8]Atatürk’ün Söylev Ve Demeçleri, C.I, 2. Baskı, ş.y., 1961, s. 380.

[9] GENTIZON, Paul, a.g.e., s. 265-267.

[10] Atatürk’ün 1924 yılında Dumlupınar’da yaptığı konuşmadan bir bölüm.

etiketlerETİKETLER
Üzgünüm, bu içerik için hiç etiket bulunmuyor.